Değerli ve duayen köşe yazarımız Mehtap Yılmaz gayet şeffaf olarak Kozinoğlu’nun kim olduğunu köşesinde kaleme almış, o nedenle ben kim olduğunu değil ölümünün perde arkasını yazacağım…
Bugün lisan-ı münasip bir dil ile Kâşif Kozinoğlu cinayetini konuşacağız. Bakın cinayet diyorum çünkü; gözaltında, tutukevinde olanlar, istihbarat elemanları, siyasi görevliler, yabancı misyon çalışanların ölümünde, geride hiçbir kuşku kalmayacak şekilde tüm araştırmalar yapılıp doğal ölüm kararı verilene kadar tüm ölümler cinayettir. Kaşif Kozinoğlu 10 Mart 2011 tarihinde Afganistan’da görevliyken o zaman ki, Fetö örgütünün yüksek donanımlı savcısı Zekeriya Öz tarafından Ergenekon ve Oda TV soruşturması kapsamında getirilip, sorgulanıp tutuklandı ve Silivri cezaevine hapsedildi. Dikkat ediniz, Silivri cezaevi devletin kontrolünde olan bir yer ve ne acıdır ki burada bence şehit edildi.
13 Kasım 2011 tarihinde Silivri Tutukevinde Hasan Atilla Uğur ve Hasan Ataman Yıldırım ile aynı koğuşta kalırken rahatsızlanıyor, ölçülen tansiyonu çok yüksek çıkıyor, hemen acil durum butonuna basılıyor ancak durum ciddi olmasına rağmen o günkü görevli kişiler çok gecikiyor veya geciktirirliyorlar, geçte olsa gelen görevliler Kaşif Kozinoğlu’nu jandarma bölgesine bırakıyor. Tabiki oradan da doğruca Silivri Devlet Hastanesi’ne. Ancak hangi koşullar altında ulaştıklarını bilmiyoruz ve neticede hayatını kaybettiğini, şehit olduğunu biliyoruz.
Bu konudaki şüphelerin ilk takipçisi silah arkadaşları ve istihbarat olmalı, ancak bu bizim de bu konuda fikirlerimizi söylememize ve birtakım soruları sormamıza engel değil. Burada bu dosyayı açarken Türkiye’de faili meçhul kalan dosyaların, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in direktifi ile tekrar soruşturulmaya başlamasından aldığımız cesaretin de etkili olduğunu itiraf etmeliyim.
Her ne kadar bir tıp doktoru, adli tıp uzmanı olmasam da uzun yıllar adliye muhabirliği ve gazetecilik yapmamın gereği yeterince ölüm görmüş birisi olarak ve alanında uzman bazı tıp adamlarının bana verdikleri bilgiler doğrultusunda bu hazin öyküyü aşama aşama değerlendirip bazı sorular soracağım.
Sanırım burada o gün o koğuşta kimlerin kaldığından bahsetmem lazım. Kâşif Kozinoğlu ile aynı koğuşta Emekli Albay Hasan Attila Uğur (ki onu APO’nun sorgusunu yapan asker olarak hatırlarsınız) ve Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım, (kendisi Ergenekon sanığıdır) ile birlikte kalıyordu.
Hasan Ataman Yıldırım “Veryansın tv” ye verdiği röportajda, olayın olduğu günden bir gün önce Hasan Attila Uğur’un rahatsızlandığı, o gün cezaevinde görevli doktorun geldiğini, EKG çektiğini ve sonrasında Silivri Devlet Hastanesi’ne nakledilmesini söylediğini ancak, Atilla Uğur’un kendi kaynaklarından aldığı bilgilere dayanarak hastaneye gitmek istemediğini ve Kozinoğlu’nun sabaha kadar Uğur’un başında beklediğini anlatıyor. Sorularımıza buradan başlayalım.
O gün cezaevinde görevli ve Atilla Uğur’un muayenesini yapan doktor kim? Hala aktif doktorluk yapıyor mu? Yaptığı muayene ve EKG belgeleri nerede? Ve ne yazmaktadır? Ne tanı konmuştur? Hangi ilaç ve hangi dozda yazılmıştır? Ve Atilla Uğur kendi içeceği ilacı Kozinoğlu’na içirmişmidir?
İnfaz koruma memurlarının geç geldiği, geldiğinde yanlarında doktor olmadığı bir sedye ile Kozinoğlu’nun koğuştan alınarak jandarma kontrol noktasına götürüldüğünü öğreniyoruz. Bu yolculuğun başlangıcında Kozinoğlu’nun bilincinin açık, konuşuyor olduğu biliniyor. Bu yolculuğun kamera kayıtları alınmış mıdır? Bu kayıtlarda ne saptanmıştır? Gelen infaz koruma memurları hala görevde midir? Eski yazışmaları, ilişkileri ayrıntılı değerlendirilmiş midir? Bu yolculuk ne kadar sürmüştür? İlk incelemede 112 aranmış mıdır? Bu konuşmanın kayıtlarında ne konuşulmaktadır? Yani 112 hasta ile ilgili hangi bilgiye sahiptir?
Yine Yıldırım’ın beyanından jandarma kontrol bölgesinde Kozinoğlu’na kalp masajı yapıldığını öğrendiklerini, gelen 112 ambulansında doktor olmadığından ve yetersiz donanımlı bir ambulansın geldiğinden bahsedilmektedir. Jandarma noktasında kamera kaydı var mıdır? O an orada bulunanların derinlemesine araştırmaları yapılmış mıdır? Bu arada Kozinoğlu ne durumdadır? Kalp masajını yapan kimdir? Masaj öncesinde tıbbi bir değerlendirmenin yok olması nedeniyle bu masajı yapanın tıbbi bilgisi nedir? Temel yaşam desteğini içeren bir eğitimi ve sertifikasyonu var mıdır? Ambulansa bindirilirken Kozinoğlu’nun hayati bulguları nasıldır?
Ambulans ile transferi başladığında ambulansta doktor olmadığı, yolculuğun bir yerinde ikinci bir ambulans ile buluşulduğu, hastanın diğer ambulansa geçtiği iddia ediliyor. Bu ikinci ambulansın GPRS kayıtları, hasta teslim evrakları ve bulguları kayıt altında mıdır? Bu belgelerde ne yazılmaktadır? Hastaneye geldiğinde hastanın durumu nasıldır? Hastanede neler yapılmıştır? Hastaya müdahale edenler kimdir? Kamera kayıtlarında ne vardır?
Bu ölümün ardından klasik otopsi yapılmış mıdır? Otopside özellikle kalbe dair görüntüleri içeren fotoğraf ve video çekimleri var mıdır? Otopsiyi yapan ekip ile ilgili araştırmalar yapılmış mıdır? Alınan örneklerde toksikolojik sonuçlar nedir? Kalp masajı yapılması ile eğer var ise kalp infaktı arasında zaman ilişkisi nasıldır?
Son soru; bu ölüm hadisesinde FETÖ örgütünün dahli ve etkisi var mıdır? Eğer varsa bu organizasyon kim ya da kimler tarafından planlanmış ve uygulanmıştır?
Bu soruların cevabı şarttır. Doğal ölüm olduğu, bir takım planlama hataları ve işlerini iyi yapmayanlar yüzünden oldu ise bu durum çok daha acı vericidir ancak siyaseti zan altından kurtarır, hatası olanlar yargılanır ve cezasını alır. Ama ya cinayet ise? O zaman her şey yeniden gözden geçirilmelidir. Çünkü devlet hep 18 yaşındadır ve kendisine yapılan yanlışların cezasını vermelidir.