Artık yaz aylarının sonuna geliyoruz. Sonbahar yavaş yavaş kendini belli etmeye başlayacak. Önce yapraklar sararacak, sonra dökülecek, yağmur vakitleri gelecek. Okullar açılacak çocuklar gürültülü okul koridorlarını, bahçeleri dolduracaklar. Hasat bitmiş olacak, anneler telaş içerisinde kışlık hazırlıklarını yapacak. Yaz güneşinin yerini ara ara bulut, hafif bir rüzgâr alacak.Sonbahar aynı zamanda siyasetin enerjisinin yüksek olarak yeniden başlaması anlamına da gelir. Türkiye için fikri olan her siyasetçi yaz boyunca biriktirdikleri heybeleri ile yeniden siyaset sahnesinin gürültülü mecrasına dâhil olacaklar.

Siyaset insan iyi olsun, huzurlu, mutlu olsun diye fikir ve çözüm üretmektir aslında. Bakmayın siz, siyaseti bir rant haline getirmeye çalışan, sözüm ona millet için çözüm üretmek yerine esnaflık yapanlar bu kurumu ne kadar kirletmeye çalışsa da tüm sorunların çözüm mekanizması, çatısı ve adı siyasettir.

Orta çağdan bu yana siyaset, siyasetçi ve halk ilişkisi derin sorunları içinde barındırmıştır. Yunan şehir devletlerinde bile gücü eline geçiren siyasetçilerin yanlış yaptıklarını görüyoruz. Belki de bu yüzden antik demokrasinin yerini beylikler ve krallıklar almıştır. Çünkü gücün tek bir elde toplanması, siyasilerin kendi içlerindeki mücadeleleri nedeniyle aslında gücü kötüye kullandığını gören halklar tek bir yöneticinin gücü altında toplanmayı tercih etmişlerdir.

Birinci Dünya savaşına kadar bu sürecin nasıl geldiğini az çok biliyoruz. Sonrasında krallıklar çağı ve kralların, hükümdarların ellerinde bulundurduğu gücü millet için, millet lehine kullandıklarını görüyoruz. Ancak, kralların, hükümdarların gücünün kaybolduğu zamanlarda, kralın arkasına saklanan ve kendilerine güç devşiren yöneticiler tüm sistemi bozmaya başladılar. Kraldan, hükümdardan daha fazla güçlü hale gelen bu tip yöneticiler tüm siyaseti dizayn eder hale geldiler. Hükümdarlar, krallar belli bir süreden sonra bu yöneticilerin söylediklerini dinler oldu ve millette, halkta olan bitenden kopmuş ve ayrılmış oldular. Millet kendileri için artık büyük sorun haline gelen ve yozlaşan krallıklara en sert reaksiyonu göstermeye başladı.

İkinci Dünya Savaşının bitişi ile çok sayıda kayıp ve insanlık suçunun yaşandığı dünya demokrasisi, millet idaresi ve seçim şartlarını kabul ettiğini iddia eden iki yönetim kutbuna bölündü. Doğu bloğu ortak üretimi, insan eşitliği ütopyasını savunan sözüm ona yöneticilerin seçildiği bir yönetim sistemini, batı ise üretimi, sanayileşme ve sermaye gücünü savunan ve idarecilerin biraz daha demokratik seçim ile geldiği başka bir yönetim sistemini kabul etti.

20. yüzyılın ikinci yarısı aslında işte yukarıda anlattığımız bu iki blok arasında sıkışmış insanların demokrasi, seçme iradesi için mücadele ve eşitlik için kavgası ile geçti. Çok faydası oldu mu? Hayır, ama en azından egemenliğin millette olacağı iddiasında olan siyaset gücünün fütursuzluklarını engelledi. 21. yüzyıla işte bu aldatılmış tablo ile girdik. Bu yönetim biçimlerinin en başarısızı Komünizm, ilk çöken oldu. Ardından durumu gören batı da sallanmaya başladı. Bu aslında antik Yunan’dan başlayıp günümüze kadar gelen ve ne kadar değiştirilmesi istense de değişmeyen siyasi elitler ile sıradan vatandaş arasındaki mücadelenin tarihidir. Siyasilerin bu üstenci tavrı ve kontrol istekleri nedeniyle yönetim biçimi değişse de gerçekler değişmedi. Görünen o ki Dünya yeni bir sürecin eşiğinde ve yeni bir şeyler geliyor gibi. Bunun sonucunda ortaya çıkacak olanın ne olduğunu şimdiden kestirmek mümkün değil. Bu mücadele yönetenler ile yönetilenler değil seçilen ile seçen arasında bir yapıya evirilecekmiş gibi görünüyor. Asırlardır siyaset bu işin esnaflarında kalmıştı görünen o ki bu değişecek. Yeni iletişim ve bilişim dünyası artık eski usül siyaseti bitirecek.

Türkiye’de uzun yıllardır bu konuda önemli çabalar gösterdi. Bulunduğu coğrafyanın izin verdiğinden çok daha demokratik olmak, milletin sözünü dinlemek, siyasetçiyi değil seçeni önceleyen bir politika için çok çaba sarf etti. Siyasal elitlerin, devlet içindeki güç odaklarının tüm çabasına rağmen bunu bir ölçüde başardı. Her şey tamam mı? Tabi ki hayır, ancak halkın siyasete dâhil olması için daha temiz bir iklim var artık. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Devlet Bahçeli’nin siyasi partiler kanunu ve seçim yasası üzerinde bu sonbaharda gerekenleri yapacağını ve millet egemenliği için daha derin değişikliklerin olacağını görüyor ve bekliyoruz.

Bütün bu değişimlerin sonunda siyaset esnaflığının biteceği, siyasal elitizmin son kalıntılarının temizleneceği görülüyor. Bu yeni bakış açısının özellikle çevremizdeki devletlere de yansımaları olacak. Türkiye Cumhuriyeti dünyaya yeniden katkı sağlayacak. Bu konuda dikkatli olmak ve entrikaları görmemiz gerekli. Biraz çaba sarf edersek yeni Türkiye güzel olacak.