Ortadoğu ülkelerinde yaşanan dramatik ölümler, komploya yenilmiş halkların içler acısı yaşadıkları, kör kurşun altında ölümler!
Ve ülkemde!
Ülkemdeki muhalif bazı siyasilerin halkına karşı olması gereken sorumluluklardan uzak, çirkin, ucuz, komik didişmeleri!
Karman çorman bir siyaset pazarında kendi rantlarını çoğaltma adına siyaseti alet etme halleri, etrafında da toplanıp bunları konuşan bir sürü ebattan insan topluluğu!
Her şey siyaset, herkes siyasetçi...
Sanki insanlar aslında inanılmaz şekilde ferah ve mutlu, çünkü her şey yolunda, yaşam standartları en üst noktada. Bir tek siyasette sorun var, yani uğraşılacak tek konu ve sorun bu olduğu için de önüne gelen dalıp ortalık yere siyaseti ve sorunu çözmeye çalışıyor. Ülkeyi bu konuda refaha ulaştırmaya çalışıyorlar.
Kime çarpsam siyaset alanında mastır yapmış, ikinci mastırına hazırlanıyor...
Öyle kaptırmışız ki kendimizi bu oyuna, boşta kalan, on beş ve üzerini yeni geçmiş çocuklar eroine, esrara sarmış, o da kesmemiş birbirlerine sarmışlar uluorta.
O da kesmemiş, vücutlarının açık kapalı buldukları yerlerini delip, buldukları tel parçalarını o deliklere takıp delik deşik hayatlar yaşayarak, yaşadıkları bu hayatı da her geçen gün büyütüp kocamanlaştırmışlar.
Yani, delik deşik insanlar!..
Sıkışan ve boğulan gençlik, çocuklar! Siz gözü siyasetle bulanmış insanlar el fenerleriyle aydınlatamadığı için, onlar da kendi mumlarıyla yol bulmaya çalışıyorlar...
Yani, çırılçıplak ortalık...
Çaresizlik diz boyu, kandırılmışlık ise büyük bir çağlayan.
Çünkü çocuklar yapayalnız ortalık yerde. Altlarındaki araç otomatik, son teknoloji, dijital sistem... Eee, haliyle yapınca arıza, ortalıkta kalıp işin uzmanını beklemekten başka çareleri yok.
Uzman da pazar yerinde, kahvehanede etrafına siyaset pazarlıyor.
O zaman durum kötü...
Böyle olunca durum, bu acizliklerden türeyen simsarlar, kan emiciler türeyip çoğalmışlar; adeta ayrı bir sektör oluşturmuşlar! Dolandırıcılık, hırsızlık çağ atlamış, dolandırılan dolandırılana…
*
Çocukluğumda en büyük düşlerimden ve heveslerimden birisi büyüyünce çalışıp kazandığım parayla kendime Volkswagen marka bir araba almaktı, tosbağa dediklerinden. Yıllar geçti, büyüdüm, tosbağa alacak param oldu ve aldım. Müthişti o an. Heyecan en zirvede, o gece aracın içinde uyumuştum...
Direksiyonda ben, yanımda babam, arkada ailem, İstanbul’dan Kayseri’ye iznimi geçirmeye gidiyoruz.
Keyifli başlamıştı yolculuk.
Çocukluk düşüm, tosbağa, yanında biz ilerliyorduk şehirlerarası yolda. Araç yolda bir anda arıza yapmış ve biz dağın tepesinde kalakalmıştık.
Babam sakin, hepimiz panik.
Babam geçti aracın arkasına, açtı motor kapağını, orasına burasına baktı ve kafasını kaldırıp;
“Gelin yanında tül çorap var mı?” diye sordu.
Ağlar mısın güler misin? Ne alaka!
Hiçbir şey anlamadan “Var” dedi eşim. Aracın motor kayışı kopmuştu. Babam kayış yerine tül çorabı bir güzel bağladı, bindik arabaya...
“Bu bizi kayış olan bir yere kadar rahat götürür” dedi aynı sakinlikte. Yüz kilometre kadar yol kat etmiştik ki uygun bir şehir göründü.
Yeni kayışı takıp yola devam etmiştik.
Bir tül çorabı bile yoktu bir sürü genç insanın. Paramparça ve yapayalnızlardı.
Büyükler dalmıştı siyasetçilik oynamaya.
Trafiğin yoğunluğundan dolayı bolca toplu taşıma kullanıyorum ulaşımın kolaylığı açısından. Özellikle metro ve tramvay da bolca şahit olduğum içler acısı karelerle karşılaşıyorum. 20-25 yaş arası bir anne, önünde çocuk arabası, içerisinde 2, en fazla 3 yaşında bir çocuk, çocuk huysuzluk yapıp ağlamaya başlamıştı ki anne gayet sakin ve deneyimli bir edayla elindeki telefonu çocuğa uzattı. Daha bebek olan o çocuk, ağlamasını kesip telefonu alıp, açıp, sanki yıllardır telefon kullanıyormuş ciddiyetiyle hiç zorlanmadan oynayacağı oyunu seçip oynamaya başladı.
Gülüyoruz ağlanacak halimize durumlar!..
Kafamı kaldırıp diğer insanlara göz gezdirdim, Yaşlı, genç, çocuk, kimi görsem elinde telefon, gözler ekranında, sanki yaşadığı ülkede sürgünler, dijital dünyanın vatandaşı gibiler!..
*
En büyük diğer bir tehlike ise ekranlar.
RTÜK cezalarının çözüm olmadığını artık ivedilikle fark edip, daha kalıcı, daha sert cezaların ekranlara uygulanması kaçınılmaz!
Altını en kalın çizgiyle çizerek, en yüksek volüm de tekrar söylüyorum devletin en yetkililerine. Ülkenin beyaz perdesine, ekranlarına sağlıklı, bizi biz yapan değerlerimiz çizgisinde RTÜK’ün üzerinde yön verici bir üst kurul ya da bakanlık düzeyinde bir yeni yapıya ihtiyaç var.
ABD’nin en büyük güçlerinden bir tanesi Beyaz perdedir. CIA başta olmak üzere ABD beyaz perde de ve ekranlarına bir fiil yön vermektedir. Hatta Beyaz perdeyle (Hollywood) dünya ülkelerinin yarınlarına yön vermektedir.
Ekranlarımızın TERÖR yaymasına en acilinden önlemler almak zorundayız.
Yoksa düşmana hiç gerek yok. Ekranlar yeterince bir toplumu yok edip parçalama gücüne fazlasıyla sahip eğer kontrol altına alınmazsa…
“Her insan kendini eğitmek zorundadır; çünkü en büyük düşman, kontrolsüz bir zihin, eğiltilmemiş bir karakter ve alışkanlıkların kölesi olmuş bir ruhtur.” ( Lucius Annaeus SENECA)