Geçen yazıda Büyük Türkistan Devleti’nin Rus, Çin ve Amerikan emperyalizmini durdurarak dünyaya huzur getirecek bir çözüm olacağını yazdım. Çok sayıda dost, imkânsızı istediğimi ifade etti.

Onlara emperyalistlerin yazdığı tarihi, kullandıkları kavramları, çizdikleri haritaların ötesinde daha vahim bir durumdan söz ettim. Anlaşılıyor ki; zihinlerimize vurulan pranga, daha derin ve sökülüp atılması daha zor bir açmaz.

Yakın günlerde bu söylediklerimi destekleyen 3 önemli programa katıldım. Aslında bu üç program tam da bizim hikâyemizi anlatıyor. İkisi yeryüzü maceramızdan örnekler iken üçüncüsü kimliğimizi ve kişiliğimizi oluşturan değerleri sorgulayarak bizi hizaya sokuyor…

İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Türk Ocağı İstanbul Şubesi, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), İstanbul Kırım Tatar Türkleri Derneği ve Kafkas Vakfı’nın katılımıyla yapılan “1924-1945 Yılları Arasında Sovyetler Birliğinde Yaşanan Büyük Tasfiyeler ve Sürgünler Sempozyumu”, içinde büyük çoğunluğunu Müslüman Türklerin oluşturduğu soykırımların acı gerçeklerini bir kez daha gözler önüne serdi.

Sovyet topraklarında Kafkaslardan, Türkistan’dan ve Baltıklardan milyonlarca insan çok kötü şartlarda trenlere bindirilerek bilinmeyene yolculuğa çıkarılmıştı. 50 kişilik vagonlara 100 kişi bindirilerek havasız, susuz, aç ve sefil bir halde birçok insan yolda ölmüş. Ölenler vagonlardan atılmıştı. YTB’nin hazırladığı ve Ahıska Türkleri sürgününü yaşayanların anlattıkları yürek burktu. Acılar tarifsiz, telafisi imkânsız; her yaştan insan Sovyet denen vahşi rejimin kurbanı oldu. Maalesef ‘milyonlar’ demekle yetiniyoruz, tam sayıyı bilen yok. Toplantının başında yaptığım selamla konuşmasında “bu kadar acı gerçeği gördükten, bildikten sonra bir Türk’ün komünist olmasını anlamak mümkün değil. Maalesef hala bu sakat ideolojinin peşinde olanlar var.”

Kafkas Vakfı adına programa katılan Cem Kumuk’un “Çocuklarını Yiyen Devrim: Rus İhtilalinde Kuzey Kafkasyalı Bolşeviklerin Tasfiyesi” adlı sunumunda, devrimi canla-başla savunup sonra hain muamelesi görüp devre dışı bırakılan ibretlik hayat hikâyeleri dinledik. “Acı ama bizi yok eden baltanın sapı bizdendi” diyerek yaşanan dramlarda başrol alıp sonra rejim tarafından yok edilen örnekler canımızı yaktı. Daha nice saf, aptal, hain var…

Özellikle Stalin döneminde yaşanan soykırıma, Sovyet topraklarında yaşayan her millet duçar olmuştur. Toplumun önderleri, ilim adamları sudan bahanelerle darağacına çekilmiş, kurşuna dizilmişlerdir. Toplumsal hafızayı diri tutmak için yaşananları kitaplar, filmler ve raporlarla kayıt altına almayı sürdürmek gerekir. Sovyet sürgünlerine dair konuşacak, yazılacak çok şey ama bundan sonrasını okuyucuya bırakalım… Sempozyumun sonuçları yayınlanınca daha çok şey öğreneceğiz.

İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde ikinci program “Bir Tarih, Bir Kimlik: Doğu Türkistan” başlığıyla Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Prof. Dr. Abdulhamit Avşar tarafından yapılan sunumdu. Abdulhamit Hoca, konunun dününü ve bugününü kapsayan detaylı bir şekilde Doğu Türkistan’ı anlattı. Emperyalist Ruslar tarafından işgal edilip sonra emperyalist Çinlilere teslim edilişini ve o dönemlerde yaşanan acılara vurgu yaptı. Maalesef bugün de Doğu Türkistan’da büyük acılar yaşanmasına rağmen, yaşananların üstü büyük bir propaganda ve manipülasyonla örtülmeye çalışılıyor. Bu konuda daha fazla çabaya ve bilgilendirmeye ihtiyaç var.

İki başlıkta biraz Anadolu’nun dışına taştık. Üçüncü program bize dair yaşadığımız sıkıntıları anlatan bir filmdi. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in “Bir Adam Yaratmak” adlı eseri, Yönetmen Murat Çeri tarafından filmleştirildi. Necip Fazıl tarafından 3 bölümlük tiyatro olarak yazılan eser, Muhsin Ertuğrul tarafından 1937-38 yıllarında sahnelenmiştir. Eser, 1978 yılında Yücel Çakmaklı tarafından da televizyon filmi olarak TRT için çekilmiştir.
Yönetmen Murat Çeri bu kadar ağır ve diyaloga dayanan tiyatro eserini filme almakla zor bir işe soyunmuş ve bunu başarmıştır. Film, bir insanının gelgitlerini ve hayatı sorguladığı, adım adım ölüme yaklaşımını konu ediniyor. Böylesine zor bir konunun altından kalkanların başında oyuncular geliyor. Engin Altan Düzyatan, tabiri caizse hayatının rolünü oynamış. Kameranın sürekli üstünde olduğu “Hüsrev” jest ve mimikleriyle bizi dünyasına götürdü. İsmail Hakkı, Altan Erkekli, Deniz Barut, Hakan Meriçler, Serpil Tamur ve Gülper Özdemir başarılı bir performans sergilemişler.
Bir Adam Yaratmak filmi; 1 Mayıs Cuma günü, yani yarın sinemalarda gösterime giriyor. Üstad Necip Fazıl Kısakürek yazdı, Murat Çeri çekti, iyi bir film ortaya çıktı. Şimdi sıra seyircide… Kimliğimizi, kişiliğimiz ve adamlığımızı sorgulayan bu film, bizim kendimize gelmemiz için çok sayıda pencere açıyor.
Yukarıda anlatılanlar ötekilerin değil bizim hikâyemiz. Kendimize gelmek, geçmişimize, geleceğimize sahip çıkmak için içe ve dışa yolculuğa devam etmeliyiz. Bizi kurtaracak olan, tefekkürle yoğrulmuş ilim, tarih ve medeniyetimizin değerlerini kuşanmaktan geçiyor.