Ankara katliamından sonra polis Y.Ş. diye bir şüpheliye ulaşıyor. Ardından bir gazetenin web sitesi bu adı ve kullandığı aracın plakası dahil bir sürü ayrıntıyı haber olarak yayınlıyor. Şüpheli ile bağı olan muhtemel diğer suçlular bu haberi okuyunca ortadan kayboluyorlar. Bunu yapan gazete ise “basın özgürlüğü” diye tam olarak ne olduğu belli olmayan tuhaf bir ezberle kendini savunuyor.

Haberi okuyan bağlantılı kişiler kaçmış, delilleri karartmış, bu işin arkasındaki kişileri uyarıp iletişimle kesilmiş kimin umurunda.

Gazeteci haberi vermesin mi?

“Gazeteci haberi verir” dedikleri fena pis bir kılıf var.

Canlı bomba haberleri üzerinden yürütülen haber yarışının canlı bombadan daha çok zarar verdiğini bilerek yapıyorsa bu gazeteler teorik açıdan terörist olarak yargılanmalılar. Farkında olmayacak kadar gafillerse bir komisyon kurulup meslekten el çektirilmemeliler. Mermi nereden girdi, hangi açıdan girdi, kaç santim girdi, patlayan bomba kaç gramdı, şarapneller kaç santim arayla saplandı gibi ayrıntıları niye yazar bir gazeteci. Sapıklara zevk vermek için olabilir diye geliyor aklıma.

Halkın haber alma özgürlüğü yahut kamu faydası neresinde bu haberlerin. Biz olay yeri inceleme ekibi miyiz? Evde mahkemeler mi kuruyoruz? Savcıyı, hakimi, polisi, bilirkişiyi ilgilendiren bu detayları paylaşmanın sapıklara hizmet vermekten başka açıklaması ne olabilir?

Bu olayın arkasında kimler var? Sorusuna cevap arayan haberler yazılsa ve ihtimallere karşı tedbir alınsa halk arasında. Kendini patlatan, saldıran teröristlerin nasıl kandırıldığını anlatan haberler yazılsa bizde evlatlarımızı bunlara karşı dirençli eğitsek halka gerçek fayda sağlanmış olmaz mı? Belki de “kamu yararı” denilen sadece bir kılıf ve önemli olan gazetecilik şehveti. Eğer mesele gazetecilik şehveti değilse o zaman durum daha kötü demektir. Çünkü canlı bombalar meydanlarda patladıktan sonra günlerce gazete manşetlerinde tekrar tekrar patlıyor. Gazeteciler günlerdir manşetlerinde her sabah bir canlı bomba patlatıyor. Çocukları, gazete manşetlerinden fırlayan şarapnellerden korumak lazım.

———————————————————-

Faşizm TCK’da suç olarak tanımlandı – Yüzlerce gazeteci ve yazara müebbete varan cezalar yağdı

Faşizmin suç olarak tanımlanmasından sonra ilk cezalar ırkçı gazetecilere geldi. Suç haberlerinde, “Adıyaman nüfusuna kayıtlı”, “Kürt kökenli” “Türk kökenli”, “Arap kökenli” tabirlerini kullanan 24 muhabir ile bu haberleri yayınlayan 9 yazı işleri müdürü ve bu tabirleri kullanan 7 televizyoncu olmak üzere 39 gazeteci hakkında savcılığın resen başlattığı soruşturma sonucunda gözaltına alınan zanlılar faşizm suçundan tutuklandılar. Savcılık hazırladığı iddianamede aşağıda adı geçen 39 gazeteci için 21 yıldan başlayıp müebbete varan cezalar talep ediyor.

Kaynak: Bu haberin kaynağı şimdilik benim hayal gücüm. Sözler tohum olsun günü gelince gerçek olsun diye umudum. Ayrıca gazetecilerin toplamı 39 değil 38.

Bu yazıyı yazdığım sırada, ırkçıların, nefret suçu işleyenlerin, bir ırkla övünmeyi yahut utanmayı telkin eden yazar, sanatçı, lider, siyasetçi kim varsa hepsinin faşist suçundan hapse atılmasını hayal ederken Almanya’dan bu haberin gerçeğini duyurdu Anadolu Ajansı.

Tam olarak benim hayal ettiğim gibi olmasa da başlangıç için bir adım olarak kabul edebiliriz.

Almanya yazar Prinççi hakkında soruşturma başlattı

Almanya’da yazar Akif Pirinçci hakkında İslam ve yabancı düşmanlığı içeren konuşması nedeniyle soruşturma açıldığı bildirildi.

Pirinçci’nin önceki gün Almanya Dresden’de İslam ve göçmen karşıtı “Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar” (PEGIDA) hareketinin kuruluşunun birinci yılında yaptığı konuşmasında, sığınmacılar için söylediği iddia edilen, “Tabii ki alternatifler mevcut ancak toplama kampları kullanım dışı” sözünden dolayı soruşturma açıldığı ifade edildi.

———————————————————-

İfritten üç harfli seçmeler

Figen Yüksekdağ, bir sürü üç harfli adı zikrederek “Biz sırtımızı YPJ’ye, YPG’ye ve PYD’ye yaslıyoruz bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz” dedi. Bu açıklama “PKK’lı olduklarını biliyorduk, kandilden fırça yediler, örgüte selam veriyorlar” olarak yorumlandı. İtiraf edilen PKK bağlantısı, HDP’ye emanet oy veren beyazları rahatsız edince panikle yeni bir açıklama geldi ve “biz PKK demedik diyerek” başlayan bir sürü üç harfli isimdi daha zikredildi. Bu üç harfliler meselesi sıkıntılı meseledir. Anadolu’da cin demekten imtina edenlere İfriti kasten üç harfli derler. Aman dikkat. Bol bol dua ve Felak, Nas…