Siyasetin en ağır yükü muhalefet etmek değildir.
En ağır yük, iktidara talip olmaktır.
Çünkü iktidara talip olan bir siyasi hareket, sadece rakibini eleştirme hakkına değil; aynı zamanda kendi mali yapısını, ilişkilerini, karar mekanizmalarını ve yöneticilerini de toplumun denetimine açma sorumluluğuna sahiptir.
Bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın verdiği yeni ifade, tam da bu nedenle sıradan bir dosya değildir.
Ortaya atılan iddialar doğruysa mesele yalnızca birkaç para transferi ya da birkaç lüks araç değildir.
Mesele, bir siyasi partide kararların nasıl alındığıdır.
⸻
İfade tutanaklarında milyon dolarlık Sikorsky helikopterlerden söz ediliyor.
3,8 milyon dolar…
4,2 milyon dolar…
10 milyon dolarlık alternatifler…
CHP Genel Merkezi’nde yapıldığı öne sürülen sunumlar…
Maybach makam araçları…
Mercedes S450 teklifleri…
Bunların tamamı elbette şu an soruşturma dosyasındaki iddialardır.
Ancak kamuoyu adına sorulması gereken soru çok nettir:
Bir ana muhalefet partisinin genel başkanı adına gerçekten böyle bir hazırlık yapıldı mı?
Eğer yapıldıysa finansmanı nasıl planlandı?
Kim teklif istedi?
Kim görüştü?
Kim onay verdi?
⸻
İfade bununla da sınırlı değil.
2023 yılında iki ayrı para tesliminden söz ediliyor.
WhatsApp mesajlarından…
Baz kayıtlarından…
Tanıklardan…
Teslim şekillerinden…
Yer ve saat bilgilerinden bahsediliyor.
Şayet bunların tamamı gerçek dışıysa, bunu ortaya koyacak olan da yine aynı delillerdir.
Ama doğruysa…
Türkiye siyasetinin uzun yıllar konuşacağı bir tabloyla karşı karşıyayız demektir.
⸻
İşin en düşündürücü tarafı ise para değildir.
Helikopter de değildir.
Asıl mesele, siyasetin giderek bir şirket yönetimine dönüşmesidir.
Adayların kim olacağı…
Kimlerin tasfiye edileceği…
Kimin hangi belediyeye alınacağı…
Kimin parti içinde yükseleceği…
Hepsinin kişisel sadakat üzerinden şekillendiği iddiaları, demokratik siyasetin ruhuna zarar verir.
Siyasi partiler, birkaç kişinin özel organizasyonu değildir.
Cumhuriyet’in kurucu partisi olduğunu söyleyen bir yapının, bu tür iddialar karşısında “bize komplo kuruluyor” cümlesinden fazlasını söylemesi gerekir.
⸻
Tarih bize çok şey öğretiyor.
1970’lerde İtalya’daki Tangentopoli soruşturmaları da başlangıçta birkaç para ilişkisi olarak görülmüştü.
Ardından ortaya çıkan tablo, onlarca belediye başkanını, bakanı ve parti yöneticisini içine alan dev bir siyasi-finans ağına dönüştü.
Sonuçta sadece insanlar değil, partiler de tarih oldu.
Yine Fransa’da Jacques Chirac döneminde Paris Belediyesi’ne ilişkin usulsüzlük iddiaları yıllar sonra yargının önüne geldi.
Siyasi güç, hesap vermeyi sonsuza kadar erteleyemedi.
Demokrasilerde esas olan budur.
İddialar araştırılır.
Deliller incelenir.
Masumiyet karinesi korunur.
Ama kamuoyunun soru sorma hakkı da susturulamaz.
⸻
Bugün CHP yönetiminin yapması gereken şey, bu dosyaları küçümsemek değildir.
Toplumu tatmin edecek açıklamalar yapmaktır.
“Helikopter görüşmeleri oldu mu?”
“Maybach teklifleri alındı mı?”
“Para teslimi iddiaları doğru mu?”
“WhatsApp kayıtları gerçek mi?”
Bu soruların cevabını siyaset kurumu vermek zorundadır.
Çünkü Türkiye’de artık vatandaş yalnızca belediye hizmeti istemiyor.
Temiz siyaset de istiyor.
⸻
Muhalefetin yıllardır iktidara yönelttiği en büyük eleştiri “şeffaflık” oldu.
Şimdi aynı ölçü, aynı cesaret ve aynı hesap verebilirlik kendi yönetimleri için de geçerli olmak zorunda.
Demokrasi tam da budur.
Aynı terazinin herkesi tartması…
Aynı soruların herkes için sorulması…
Ve aynı hukukun herkes için işletilmesi…