Toplumların hafızası zaman zaman zayıflasa da algı operasyonlarının kullandığı yöntemler ve senaryolar neredeyse hiç değişmez. Türkiye'de yıllardır farklı dönemlerde sahnelenen olaylara, yürütülen PR kampanyalarına ve toplumsal mühendislik faaliyetlerine yakından bakıldığında, tesadüfle açıklanamayacak kadar organize bir model dikkat çekmektedir. Farklı kimliklere bürünen, farklı ideolojik kesimlere hitap eden ancak nihayetinde benzer hedeflere yönelen bu yapıların ortak bir strateji izlediği görülmektedir. Bu çerçevede, bazı çevreler tarafından devlet kurumlarına alternatif güven ve meşruiyet odakları oluşturulmaya çalışıldığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Yıllar boyunca sanatçı kimliği, yardım faaliyetleri ve "halkın içinden biri" imajıyla öne çıkarılan Haluk Levent'in oluşturduğu kamuoyu algısını da bu tartışmalardan tamamen bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Özellikle kriz dönemlerinde öne çıkan bazı sivil girişimlerin, toplum nezdinde "devletin yetişemediği yere yetişen yapı" algısını güçlendirdiği yönündeki eleştiriler dikkat çekmektedir. Bu bakış açısına göre amaç yalnızca yardım faaliyeti yürütmek değil; aynı zamanda devletin kurumsal kapasitesi ve otoritesi hakkında alternatif bir algı oluşturmaktır.

Dikkat çeken bir diğer husus ise farklı alanlarda öne çıkan bazı isimlerin benzer dönemlerde kamuoyunda güçlü biçimde desteklenmesi ve geniş iletişim ağlarıyla görünür hâle getirilmesidir. Siyasette Ekrem İmamoğlu'nun, sivil toplum ve kültür-sanat alanında ise Haluk Levent'in öne çıkmasının, benzer iletişim stratejileriyle yürütüldüğünü düşünen değerlendirmeler bulunmaktadır. Bu yorumlara göre, söz konusu figürler farklı kulvarlarda faaliyet gösterseler de ortak hedef; toplumun devlet kurumlarına duyduğu güveni zayıflatmak ve belirli kişileri alternatif çözüm veya "kurtarıcı" figürler olarak konumlandırmaktır.

Böylesine kapsamlı iletişim faaliyetleri, profesyonel halkla ilişkiler çalışmaları ve güçlü kamuoyu yönetimi, bu süreçlerin arkasındaki organizasyonların niteliği konusunda çeşitli tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bu nedenle kamuoyunun, yalnızca vitrine çıkarılan isimlere değil, onları öne çıkaran iletişim ağlarına, finansal yapılara ve stratejik hedeflere de dikkatle bakması gerektiği yönündeki görüşler önem kazanmaktadır. Toplumsal olayları değerlendirirken görünen yüz kadar, perde arkasındaki mekanizmaları sorgulamak da sağlıklı bir demokratik tartışmanın vazgeçilmez unsurudur.