Uykularımızı kaçıran, en mutlu anlarımızda aklımıza gelip, bunca ağlayan varken gülmek neyimize dedirten bir mücadele…
Çarmıha gerilen Hubeyb’in (ra) göğsüne son mızrak saplanmadan, onu esir alan Kureyşliler, “Ey Hubeyb ister misin senin yerinde Muhammed bu çarmıha gerilseydi de sen onun yerinde, Medine’de rahat rahat otursaydın? Evet dersen seni serbest bırakırız” dediklerinde, Hubeyb’in (ra), “Muhammed’in (sav) zülfüne yel değeceğine bin Hubeyb feda olsun” derken yüzündeki tebessümü anlamayan bizim mücadelemizi anlayamaz…
Alparslan, yüz bin kişilik Bizans ordusu karşısında, onların beşte birinden daha az sayıda olan askerinin karşısına kefeniyle geçip, “Burada Allah’tan başka Sultan yok! İsterseniz benimle kalın Anadolu’yu vatan yapalım, isterseniz evlerinize dönün” dediğinde, karşılarındaki o günün süper gücü Bizans’ın kuvvetine gülen ecdadın gözündeki kararlılığı anlayamayan bizim mücadelemizi anlayamaz…
Bir Mehmed’i İstanbul surlarının önünde Fatih yapan ruhu anlayamayan bizim mücadelemizi anlayamaz…
Sina Çölü’nü geçerken koca Yavuz, onu atından indirip çöllerde yaya yürüten Rehber’i (sav) anlayamayan bizim mücadelemizi anlayamaz…
İskilipli Atıf’a boynundaki ipe rağmen yüzünde gülücükler açtıran sevdayı anlayamayanlar bizim mücadelemizi anlayamaz…
Seçim dönemindeyiz, bizi anlamayanlar kinlerini, nefretlerini, en galiz hakaretlerini ve kinlerini kustuğu sezonun başlangıcındayız…
Kızmayın onlara, bizi anlamıyorlar…
Bir zihinsel engelliye davranır gibi anlayışla davranın… Tane tane izah edin, anlayacakları şekilde anlatmaya çalışın…
Ama üzerinizden mücadelemizin vakarını, yüzünüzden haklı olmanın verdiği özgüvenin tebessümünü eksik etmeyin…
Allah yar ve yardımcımız olsun…