Antalya’da yürütülen soruşturma kapsamında dosyaya girdiği belirtilen müşteki ve mağdur ifadeleri, artık yalnızca klasik bir belediye soruşturmasının sınırlarında tartışılabilecek nitelikte değil.

Ortaya atılan iddialar son derece ağır.

Genç kadınların aracılar vasıtasıyla dönemin Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’e yönlendirildiği, bazı kadınlara belediyede iş, para, telefon, konut ve çeşitli maddi imkânlar vaat edildiği ileri sürülüyor.

Daha vahimi, dosyaya yansıdığı aktarılan ifadelerden birinde olayların başladığı sırada 17 yaşında olduğunu söyleyen bir mağdurun beyanları bulunuyor.

Bütün bunların altını özellikle çizmek gerekiyor: Bunlar soruşturma dosyasına yansıdığı belirtilen müşteki ve mağdur anlatımlarıdır. Muhittin Böcek hakkındaki suçlamaların doğruluğuna ve hukuki sorumluluğuna karar verecek makam bağımsız yargıdır. Soruşturma tamamlanmadan hiç kimse hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet varmış gibi hüküm kurulamaz.

Ancak masumiyet karinesi, kamuoyunun böylesine ciddi iddiaları sormasına ve siyasetin bunlara nasıl yaklaştığını tartışmasına engel değildir.

MESELE ARTIK YALNIZCA BİR İSİM DEĞİL

Muhittin Böcek dosyasındaki iddiaları siyasi açıdan önemli hâle getiren noktalardan biri de tam burada ortaya çıkıyor.

Son dönemde Özgür Özel-İmamoğlu belediyeleri ve belediye yöneticileri hakkında gündeme gelen yolsuzluk ve usulsüzlük soruşturmalarına karşı Özgür Özel'in ve ekibinin kullandığı tek argüman, soruşturmaların siyasi saiklerle yürütüldüğü iddiası oldu.

Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen soruşturmalarda da benzer bir siyasi savunma hattı oluşturuldu.

Antalya dosyasında kamuoyuna yansıyan anlatımlar, siyasi polemiğin çok ötesinde sorular doğuruyor.

Çünkü burada tartışılması gereken şey yalnızca bir siyasetçinin özel hayatı değildir.

İddialar doğruysa mesele; kamu gücünün, belediyedeki istihdam imkânlarının ve ekonomik olanakların kadınlara yönelik bir nüfuz mekanizmasının parçası hâline getirilip getirilmediğidir.

İşte soruşturmanın cevaplaması gereken asıl soru budur.

“BELEDİYEDE İŞ” İDDİASI NEDEN ÇOK ÖNEMLİ?

Dosyaya yansıdığı belirtilen en çarpıcı beyanlardan biri, bir kadına Muhittin Böcek'le cinsel birliktelik yaşamadan belediyede işe giremeyeceğinin söylendiği iddiasıdır.

Eğer böyle bir mekanizmanın gerçekten kurulduğu delillerle ortaya konulursa mesele bireysel ahlak tartışmasının çok ötesine geçer.

Çünkü belediyedeki bir kadro herhangi bir siyasetçinin şahsi tasarrufundaki ödül değildir.

O kadroların arkasında kamu bütçesi vardır.

Vatandaşın vergisi vardır.

İşe girmek için yıllarca eğitim alan, sınavlara hazırlanan, liyakatiyle bir yere gelmeye çalışan binlerce insanın hakkı vardır.

Bu nedenle soruşturmanın yalnızca cinsel ilişkilerin gerçekleşip gerçekleşmediğini değil, iddia edilen ilişkilerin ardından kimlerin belediye veya iştiraklerinde işe alındığını, işe giriş süreçlerinde kimlerin talimat verdiğini ve normal prosedürlerin dışına çıkılıp çıkılmadığını da ortaya çıkarması gerekir.

11 kadının işe alınma vaadiyle yönlendirildiği ve bunların önemli bölümünün daha sonra belediye iştiraklerinde istihdam edildiği iddiası doğruysa, bu bağlantının bütün kayıtlarıyla incelenmesi gerekir.

İşe giriş tarihleri...

İnsan kaynakları kayıtları...

Talimat zinciri...

Aracı olduğu ileri sürülen kişiler...

Telefon irtibatları...

Para hareketleri...

Konaklama ve kira ödemeleri...

Hepsi tek tek araştırılmalıdır.

17 YAŞ İDDİASI DOSYANIN EN AĞIR BAŞLIKLARINDAN

Dosyada ayrıca çok daha hassas bir iddia bulunuyor.

25 Ağustos tarihli ifadede bir müştekinin olayların başladığı dönemde 17 yaşında olduğunu ve kendisini yönlendirdiğini söylediği kişilerin yaşını özellikle sorguladıklarını anlattığı aktarılıyor.

Bu iddianın doğruluğu elbette soruşturmayla belirlenecektir.

Ancak böyle bir beyanın bulunduğu dosyada siyasetin yapması gereken şey, iddiayı küçümsemek veya soruşturmayı yalnızca iktidar-muhalefet mücadelesinin bir parçası olarak görmek olmamalıdır.

Tam tersine herkes aynı cümleyi kurabilmelidir:

Kim yapmış olursa olsun araştırılsın.

Çünkü söz konusu olan çocukların ve genç kadınların korunması olduğunda siyasi kimliklerin hiçbir önemi kalmamalıdır.

HER DOSYAYA “SİYASİ OPERASYON” DENİLEBİLİR Mİ?

Türkiye'de muhalefetin yargının tarafsızlığını sorgulaması veya yürütülen soruşturmaları eleştirmesi demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır.

Fakat bunun da bir sınırı vardır.

Bir soruşturma dosyasına mağdur ifadeleri, banka hareketleri, iletişim kayıtları, işe alım belgeleri veya başka somut deliller giriyorsa yapılması gereken bunları tartışmaktır.

“Bizden olduğu için suçsuzdur” anlayışı ne kadar yanlışsa, “karşı taraftan olduğu için suçludur” anlayışı da o kadar yanlıştır.

Hukuk tam da bu nedenle vardır.

Özgür Özel'in, Ekrem İmamoğlu'nun veya herhangi bir siyasi aktörün yapması gereken; soruşturulan kişinin siyasi kimliğine bakarak peşinen hüküm vermek değil, delillerin ortaya çıkarılmasını istemektir.

Muhittin Böcek dosyası bakımından da aynı ölçü geçerli olmalıdır.

Eğer iddialar gerçek dışıysa bunu ortaya çıkaracak olan yine soruşturmadır.

Ama iddialar doğruysa, mağdurların anlattıklarının üzerinin siyasi dayanışma adına örtülmesine de izin verilmemelidir.

KAMU GÜCÜ KİMSENİN ŞAHSİ İMKÂNI DEĞİLDİR

Son dönemde belediyeler üzerinden yürütülen tartışmaların merkezinde aslında çok temel bir mesele bulunuyor:

Kamu gücü kimin için kullanılıyor?

İhale verme yetkisi...

İşe alma imkânı...

Belediye şirketleri...

Makamın sağladığı nüfuz...

Kamu kaynakları...

Bunların hiçbiri seçilmiş kişinin şahsi mülkü değildir.

Muhittin Böcek dosyasındaki iddiaların kamuoyunda bu kadar büyük yankı uyandırmasının nedeni de budur.

Çünkü dosyaya yansıdığı belirtilen anlatımlar doğruysa, ortada yalnızca özel hayatla açıklanamayacak; kamu imkânlarıyla kişisel ilişkilerin birbirine karıştığı çok daha vahim bir yapı ihtimali bulunmaktadır.

Bunun ortaya çıkarılması öncelikle mağdurların, ardından Antalya halkının ve nihayetinde kamu kaynaklarının korunması açısından zorunludur.

PARTİ ROZETİ ADALETİN ÖNÜNE GEÇMEMELİ

Türkiye'nin ihtiyacı aslında çok basit bir hukuk standardıdır:

İddia sahibinin kim olduğuna değil delile bakılmalı.

Şüphelinin siyasi kimliğine değil dosyaya bakılmalı.

Muhittin Böcek hakkındaki son derece ağır iddialar da tam olarak bu ölçüyle soruşturulmalıdır.

Özgür Özel ve ekibi açısından da gerçek sınav burada başlayacaktır.

Siyasi dayanışma ile hesap verebilirlik arasındaki tercih...

Her soruşturmayı otomatik biçimde siyasi mücadele başlığına taşımanın mı, yoksa “Kim olursa olsun, iddialar araştırılsın ve gerçek ortaya çıksın” demenin mi tercih edileceği...

Çünkü siyasetçinin görevi kendi mahallesindeki herkesi koşulsuz biçimde savunmak değildir.

Kamu adına görev yapanlardan hesap sorulabilmesini savunmaktır.

Muhittin Böcek dosyasındaki iddialar mahkeme kararıyla kesinleşmiş gerçekler değildir. Ama görmezden gelinebilecek kadar sıradan iddialar da değildir.

Şimdi yapılması gereken, sloganlarla dosyanın üzerini örtmek değil; mağdur beyanlarını diğer delillerle karşılaştırmak, belediyedeki işe alımlardan para hareketlerine kadar bütün bağlantıları ortaya çıkarmak ve gerçeğin nereye uzandığına bakmaktır.

Çünkü hukuk açısından doğru soru şudur:

“Bu kişi hangi partiden?” değil, “Deliller ne söylüyor?”

Ve cevap, siyasi kürsülerde değil yargılama sonunda verilmelidir.