İBB davasında duruşma salonunda dinlenen ses kayıtları ve sanıkların bu kayıtlara ilişkin açıklamaları, tartışmayı yalnızca sanıkların bireysel sorumluluğuyla sınırlı olmaktan çıkarıyor. Dosyada yer alan rüşvet ve nüfuz kullanma iddiaları, aynı zamanda Ekrem İmamoğlu’na ve siyasi çizgisine destek veren çevrelerin yolsuzlukla mücadele söylemlerinin ne ölçüde tutarlı olduğu sorusunu da gündeme getiriyor.

Eski CHP Milletvekili Turan Aydoğan’ın yargılandığı dosyada gündeme gelen 200 bin dolarlık para trafiği bu açıdan dikkat çekici. Mahkemede dinletildiği aktarılan ses kayıtlarında “Senin tek muhatabın benim”, “Perşembe günü ben o parayı getireceğim” ve “Rüşvetin belgesi mi olur?” şeklindeki ifadeler Aydoğan’a soruldu.

Aydoğan, parayı bizzat aldığı iddiasını reddederken 200 bin dolarlık bir anlaşmanın yapıldığını bildiğini söyledi. “Parayı kendileri götürdüler. Kendileri anlaştılar. Ödediklerini duydum. Ne şekilde ödendiğini bilmiyorum. Ama 200 bin dolara anlaştıklarını biliyorum” şeklindeki savunması, dosyadaki para trafiğine ilişkin tartışmaları daha da büyüttü.

“RÜŞVETİN BELGESİ Mİ OLUR?” SÖZÜ DURUŞMA SALONUNDA

Dosyanın siyasi açıdan en çarpıcı bölümlerinden biri ise ses kayıtlarında geçtiği belirtilen “Rüşvetin belgesi mi olur?” ifadesi.

Aydoğan bu sözü kesin biçimde reddetmek yerine, konuşmanın gerçekleşmiş olabileceğini ve söz konusu ifadeyi baskı altında “espri” amacıyla kullanmış olabileceğini savundu.

Ancak burada önemli olan yalnızca tek bir cümlenin nasıl yorumlanacağı değil. Savcılığın üzerinde durduğu üzere, Aydoğan’ın para konusunda neden sürekli kendisini muhatap olarak gösterdiği de açıklığa kavuşturulması gereken temel meselelerden biri.

Bir tarafta parayı almadığını söyleyen bir sanık, diğer tarafta “Senin tek muhatabın benim”, “Perşembe ben getireceğim” ve “Ödemek zorundayız” şeklindeki ifadeler...

Savcının “Bu parayı niye sürekli üzerinize alıyorsunuz?” sorusu tam da bu çelişkinin üzerine kuruluyor.

DOSYADAKİ İDDİALAR SİYASİ DAYANIŞMAYI DA TARTIŞMAYA AÇIYOR

Bu dava yalnızca geçmişte CHP’de görev yapmış bazı isimlerin yargılandığı adli bir dosya olarak görülmemeli. İmamoğlu’na ve onun etrafında oluşan siyasi hatta destek veren kişi ve çevrelerin, yolsuzluk iddiaları karşısında nasıl bir tutum aldığı da kamuoyu açısından sorgulanmalı.

Çünkü siyasette “temiz yönetim” iddiasının gerçek sınavı, yalnızca rakipler hakkındaki yolsuzluk iddialarında yüksek sesle konuşmak değildir. Aynı siyasi safta bulunan veya destek verilen isimler hakkında ciddi iddialar ve deliller mahkeme önüne geldiğinde de aynı ilkesel tavrı gösterebilmektir.

Turan Aydoğan hakkındaki iddialar henüz yargılamanın konusudur ve nihai hükmü mahkeme verecektir. Ancak mahkemede dinlenen kayıtlar, kabul edilen konuşmalar ve 200 bin dolarlık anlaşmaya ilişkin beyanlar kamuoyu bakımından cevaplandırılması gereken ciddi sorular ortaya koymaktadır.

“EYLEM 29”: 200 BİN DOLARLIK TRAFİĞİN DOSYADAKİ YERİ

Soruşturma dosyasında “Eylem 29” olarak değerlendirilen olayda, iddia makamına göre KİPTAŞ’taki bir tahliye meselesinin siyasi ve hukuki yollarla çözülebileceği vaadi üzerinden toplam 500 bin dolar talep edildi; bunun 200 bin dolarlık bölümünün teslim edildiği, sonuç alınamayınca paranın geri istendiği ve iade sürecinde senet düzenlendiği ileri sürüldü.

Aydoğan 500 bin dolarlık talep iddiasını ve 200 bin doları kendisinin teslim aldığı yönündeki beyanı reddediyor. Buna karşılık 200 bin dolarlık anlaşmadan haberdar olduğunu, ödemenin yapıldığını duyduğunu ve kayıtlardaki bazı ifadelerin kendisine ait olduğunu kabul ediyor.

Dolayısıyla burada suçluluğu peşinen ilan etmek yerine yapılması gereken, iddia makamının ortaya koyduğu deliller ile savunmanın açıklamalarını yan yana koymak ve mahkemenin bunları nasıl değerlendireceğini takip etmektir.

YOLSUZLUKLA MÜCADELE SİYASİ KİMLİĞE GÖRE DEĞİŞMEMELİ

İBB davasının siyasi sonuçlarından biri de tam burada ortaya çıkıyor.

Bir siyasi hareket, parti ya da yeni oluşum kendisini “değişim”, “şeffaflık” ve “temiz siyaset” söylemleri üzerinden konumlandırıyorsa, destek verdiği isimlerle ilgili iddialar karşısında da aynı standartları uygulamak zorundadır.

200 bin dolarlık bir anlaşmanın varlığının bilindiğinin mahkemede söylenmesi, paranın iadesine ilişkin konuşmalarda doğrudan sorumluluk üstlenen ifadelerin bulunması ve “rüşvet” kelimesinin geçtiği kayıtların duruşmada tartışılması, siyasi aidiyet gerekçesiyle görmezden gelinebilecek ayrıntılar değildir.

Bugün İBB davasında asıl sınav yalnızca sanıkların değil, onları siyasi gerekçelerle savunan veya destekleyen çevrelerin de önündedir:

Yolsuzlukla mücadele bir siyasi slogan mı, yoksa kişi ve parti ayrımı gözetmeyen gerçek bir ilke mi?

Mahkemenin vereceği nihai karar hukuki sorumluluğu belirleyecek. Fakat duruşmalarda ortaya çıkan tablo şimdiden siyasetin önüne daha temel bir soruyu koyuyor:

Kendi siyasi mahallenizde ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları karşısında da aynı yüksek sesle hesap sorabilecek misiniz?

İmamoğlu-Özel ekibi tarafından kurulan Yeni Parti bugüne kadar sadece yolsuzluklarla, sapkın ve dejenere yaşantının normalleştirilmesi ve kendi içlerinde yaşanan skandallarla gündeme geldi. Böyle bir hareketin ölü doğduğunu, ülkeye hiçbirşey veremeyeceğini millet te net şekilde görüyor.