Dünyada ağır çekimde birçok trajedi yaşanıyor. Bunlardan birisi de göçmenlerin yaşadığı… Göçmenler çok kötü şartlar altında Avrupa kıyılarına ulaşmaya çalışırken, Avrupalıların gözü önünde boğuluyor. Ve Batı böylece on binlerce insanın ölmesine seyirci kalıyor, kılını bile kıpırdatmıyor.

Son olarak İngiltere Dış İşleri Bakanı Hammond, “Eğer Avrupa kaçak göçmenleri kabul ederse kendi yaşam standardını koruyamaz” dedi. Ve ben diyorum ki: Afrika’yı ve Batı Asya’yı tam da sizin ihtiraslarınız ve “yaşam standardı” sevdanız bu rezil hale soktu zaten. Ve o insanlar bu yüzden topraklarını terk ettiler.

Batı Avrupa zaten yağma, yıkım ve katliamlarla zengin oldu. Bakın burası çok önemli: Batılılar sadece dünyanın geri kalanına bu zulmü yaşatmadılar. Batılılar önce kendi içlerinde nüfusun büyük kısmına zulmettiler. Bu söylediklerim afaki şeyler ya da tartışmalı şeyler değil. Batı tarihi bunun örnekleriyle dolu.

Bunun içimi en acıtan örneklerinden birisi de 1800’lerin ortasında İrlanda’da yaşanan o büyük açlık… (Hatırlarsınız, bizim Osmanlı İrlanda’ya yardım göndermişti ya. İşte o açlık…) Bu örnek Batılıların kafa yapısını çok kapsamlı ve net bir şekilde ortaya koyuyor.

1840’lı yıllarda bir tür mantar (Phytophthorainfestans) tüm Avrupa’da patatesleri kırdı geçirdi. Avrupa’nın geri kalanında bu durumun çok da fazla bir olumsuz etkisi yaşanmadı. Fakat İrlandalılar neredeyse sadece patates tükettiklerinden burada inanılmaz bir felaket yaşandı.

Neden? İrlanda’da toprakların neredeyse tamamına büyük toprak ağaları (lordlar?) sahipti. Bu toprak ağaları aslında İngiltere’de yaşıyordu. Topraklarını ömürlerinde sadece bir veya iki kez görenler hiç de az değildi. (Bu ağalara “namevcut ağalar” deniliyordu.) 1700’lü yıllarda yaygınlaşmaya başlayan bu sisteme göre ağalar, topraklarını yönetmesi bir “aracı” ile anlaşıyor ve karşılığında aracıdan her yıl sabit ve fahiş bir toprak kirası alıyordu. Bu aracılar da mevcut geniş topraklardan maksimum geliri elde edebilmek adına, toprakları olabildiğince küçük parçalara ayırarak çiftçilere kiralıyordu. Sonuçta ise ortaya şöyle bir vasat çıkıyordu: Ağalar gayet fahiş rakamlarda toprak kirası alıyor, aracılar da toprakları parçalayabildiği kadar parçalıyor ve bu parçaların her birindeki kiracılardan koparabildiği kadar kira koparıyordu. Burada aklınıza nakit ödeme gelmesin. Çiftçiler ürettikleri mahsul üzerinden kira veriyorlardı.

Öte yandan, İngiltere, İrlanda’yı ele geçirdikten sonra, kırmızı ete düşkünlüğünün bir sonucu olarak,  İrlanda topraklarının önemli bir kısmını büyükbaş hayvanların otlaması için meraya dönüştürmüştü. Sonuç olarak tarım yapılabilecek toprak miktarı önemli ölçüde düşerken, aynı zamanda geriye en verimsiz topraklar kalmıştı.

Böylece İrlandalı çiftçiler kendilerini inanılmaz şekilde sıkışık bir durumda bulmuşlardı: İşleyebilecekleri topraklar kalitesiz ve kısıtlıydı. O toprağın mahsulünün önemli bir kısmı da kiraya gidiyordu. İşte bu sebeplerden, İrlandalılar bu şartlarda bolca üretilebilecek patatese yüklendiler. Zira, patatesten başka bir şey üretmeleri durumunda açlıktan ölmeleri işten bile değildi.

İşte bu yüzden Avrupa’nın geri kalanının çok az etkilendiği patates hastalığından İrlandalılar inanılmaz ölçüde etkilendiler. Başrolde İngilizler ve onların ihtirasları vardı. İrlanda’yı suyu çıkarılması gereken bir limon olarak görüyorlardı: Elde edebildiğin kadar sömür, faydalan, posasını çıkar.

Konu uzun, yer az. Devamı cumartesiye inşallah…