Cartel 1 Numara en büyük.

Cehennemden çıkan çılgın Türk ..

25 yaşında 100 binlik araba ..

Nereden geldi bu para?

En iyisi sorma..

Bizim kuşak, bu ilk dönem rap şarkısını iyi bilir..

Bugün ben de bir kez daha hatırladım..

Değerli dostlar..

Türkiye, son aylarda belki de Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasi ve mali tartışmalarından birini yaşıyor.

Bir yanda İmamoğlu suç örgütü deşifre oldukça kamuoyuna yansıyan milyarlarca liralık para hareketleri, şirket ağları, ihale ilişkileri ve finans iddiaları…

Diğer yanda ise daha resmen kuruluşunu tamamlamadan milyonlarca liralık bir organizasyon kurmaya hazırlanan yeni bir siyasi parti…

İki gelişme arasında doğrudan bir bağ kuracak elimizde kesinleşmiş bir yargı kararı yok.

Ama tam da bu yüzden, bugün herkes adına aynı soruyu sormak zorundayız:

Bu para nereden geliyor?

Diriliş Postası’nın ulaştığı bilgilere göre, Özgür Özel’in “Yeni Parti”si, Gelecek Partisi’nin yüksek kira nedeniyle boşaltmak zorunda kaldığı eski genel merkez binasını aylık 2 milyon 500 bin TL bedelle kiraladı.

Gelecek Partisi aynı binada kalabilmek için son olarak 600 bin TL teklif etti. Kabul edilmedi.

Bugün ise aynı bina için konuşulan rakam 2 milyon 500 bin lira…

Bunun üzerine iki aylık depozito…

Tadilat…

Teknik altyapı…

Personel…

Güvenlik…

Taşınma…

Daha kapı açılmadan milyonlarca liralık bir başlangıç maliyeti…

Peki bu kaynak nereden geldi?

Henüz Hazine yardımı almayan…

Yıllardır aidat sistemi oluşturmamış…

Kurumsal mali yapısı oluşmamış…

Yeni kurulacak bir siyasi hareket, bu finansmanı hangi imkânla sağlıyor?

Bu soru kimseyi suçlamak için değil, demokrasiyi korumak için soruluyor.

Çünkü dünyanın bütün gelişmiş demokrasilerinde siyasetin en hassas konusu paranın kaynağıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 1972’de patlayan Watergate skandalı, yalnızca bir dinleme hadisesi değildi. Skandalın merkezinde, seçim kampanyalarının nasıl finanse edildiği ve kayıt dışı siyasi para trafiği vardı.

İtalya’da 1990’lı yılların “Temiz Eller (Mani Pulite)” operasyonu, siyaset-finans-sermaye üçgenini ortaya çıkardı ve onlarca yıllık parti düzenini değiştirdi.

Fransa’da eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin seçim kampanyalarının finansmanı yıllarca yargının konusu oldu.

Çünkü demokratik sistemlerde şu ilke değişmez:

Paranın kaynağı bilinmeyen siyaset, er ya da geç milletin güvenini kaybeder.

Türkiye’nin de artık bu eşiği aşması gerekiyor.

Siyasetçi, milletten oy isterken sadece vaatlerini anlatmaz.

Kasasını da açıklar.

Çünkü demokrasi yalnızca sandık değildir.

Demokrasi, hesap verebilirliktir.

Bugün kamuoyunun önünde cevabını bekleyen çok net sorular var:

Milyonlarca liralık genel merkez finansmanı nasıl sağlandı?

Bu harcamaları yapan bağışçılar kimlerdir?

Bağışlar Siyasi Partiler Kanunu çerçevesinde şeffaf biçimde kayıt altına alınmış mıdır?

Partinin kuruluşundan itibaren yürütülecek organizasyonun mali planı nedir?

Ve son aylarda kamuoyunun gündemini meşgul eden büyük ölçekli mali soruşturmalar devam ederken, toplumun bu finansman konusunda daha fazla açıklama istemesi haksız mıdır?

Hayır.

Tam tersine…

Bu soruların sorulmaması gazeteciliğin eksik yapılması olur.

Siyaset güven ister.

Güven ise sloganla değil, şeffaflıkla kazanılır.

Bugün artık konuşmamız gereken şey sadece yeni bir partinin tabelası değildir.

Konuşmamız gereken, o tabelanın arkasındaki finansmandır.

Çünkü tabelayı herkes asabilir.

Asıl mesele, o tabelanın kimin parasıyla asıldığıdır.