İlk bölümde “Sağlıkta Dönüşüm” ve “Şehir Hastaneleri” projelerinin önemini ve ortaya çıkış mantığını anlatmaya çalışıp, bu projelerin Türkiye için öneminden bahsetmiştim. Şimdi bu güzel projelerin icraat sırasında benim de bizzat şahit olduğum hataları ve eksiklerini konuşmak bu projelere inanan birisi ve gazeteci olarak benim borcum.

Son birkaç yıldır birkaç Şehir Hastanesi’ni görme şansım oldu. Gerçekten oldukça büyük, binalar. Bu kadar büyük olunca içerisinde kayboluyorsunuz. Hastalar ve yakınları çok uzun mesafeler yürümek zorunda kalıyor. Tahlil, kayıt ve benzeri durum ve koşturmalar sağlıklı insanlar için çok önemli olmayabilir ancak yaşlılar, engelliler ve sağlıkları iyi olmayanlar için bir ızdıraba dönüşüyor. Birkaç golf arabası ile çözülebilecek meseleler değil bunlar. Özellikle poliklinik alanlarında yeterli sayıda yürüyen yollar, ana koridorlarda benzer önlemler şart. Bir yazılım ile akıllı telefonlar üzerinden rotaları takip edebilmeli ziyaretçiler.

Çok yüksek yatak kapasiteli bu hastaneler afetlerde, savaşlarda, salgınlarda ciddi genişleme kapasitesine sahip olmalılar. Bu konuda bakanlık projelerde tadilatlar yaparak ciddi önlemler almış, ancak Şehir Hastaneleri’nde gördüğüm yatak sayıları arttırılabilse de teknik altyapı ve tıbbi donanım konusunda hala ciddi eksiklikler var. Örneğin, tek kişilik odalarda ikinci bir oksijen sistemi tadilatta eklenmiş ancak tedavi hizmetlerinde binlerce donanım ve teknik parametre var bunların hepsi üzerinde ciddi çalışma yapmak gerekiyor. Hastane asansörleri bu genişleme için uygun değil. Ameliyathaneler metrekareleri nedeniyle sayı olarak çok arttırılamaz. Oysa özellikle depremlerde en çok ameliyathane gerekir. Bu alanlarda hızla bir tadilat başlatılarak altyapı genişleyebilir hale getirilmeli.

Hastaneleri kullanacak vatandaşların sosyal donatı alanları, bu hastanelerde çalışanların kullanacağı konferans salonu,yemekhane gibi alanlar var, düşünülmüş ama hem sayı olarak yetersiz hem de genişleme kabiliyeti yok. Bekleme kafeteryalarında ücretler oldukça yüksek. Bu alanların belediyelerin hizmet verdiği ucuz kafeteryalar haline dönüştürülmesi şart. STK’ların, ücretsiz yiyecek ve içecek hizmeti verenlerin, bağışçıların bu alanları kullanması özendirilmeli. Personel yemekhanelerinde, hastaya verilen yemeklerde, kalite oldukça düşük. Hem kalite arttırılmalı hem de tercih şansı sunulmalı. Çünkü Avrupa’da tüm hastanelerde o gün sizin eğer bir kısıtlamanız yok ise menü gelir ve oradan seçersiniz. Bu hastanelerin hayaline yakışmıyor bu durum.

Çok büyük hastaneler olduğu için denetlemede sorunlar olduğu görülüyor. Özellikle oluşan arızaların onarma süreçlerindeki uzamalardan, gecikmelerden anlıyorsunuz bunu. Bu kadar büyük bir hastaneyi bir başhekim ve birkaç yardımcısının yönetebilmesi mümkün değil. Bu nedenle de hizmet aksıyor memnuniyet düşüyor. Şu anda 2 bin yatak ve üstünde başhekimlik sayısı artıyor, peki mesela 1800 yatak varsa? Benim fikrim 500 yatak üstünde yeni bir düzenleme yapılmalı. Blok bazında tam yetkili başkanlıklar kurulmalı ve üstte bir mütevelli heyeti bu yönetimi kontrol edebilmeli. Hasta hakları, personel hakları konusunda bu mütevelli heyeti yetkili olmalı. Tüm personelin bu yönetimlerin her aşamasında katılımı sağlanmalı. Hasta temsilcileri, sağlık kuruluşların yönetime katılımı sağlanmalı, belediyeler, STK’ların vatandaşa hizmet verme olasılıkları arttırılmalı. Belirli yaşın üzerindeki hastalar ile raporlu engellilerin hastane tarafından evde sağlık hizmetleri marifeti ile hastanelere taşınmaları sağlanmalı. (Evet bu hizmet var, ama oldukça yetersiz ve araya torpil sokmadan gecikmeli hizmet almak hayli zor.)

Sağlık hizmeti veren tüm çalışanlar, başta doktorlar olmak üzere büyük bir özveri ile çalışıyorlar ancak çok yoğun çalışma koşulları, organizasyon kusurları nedeniyle bir mutsuzluk gözlerinden okunuyor. Vatandaş da çok beklediğinden, işlerin çok uzadığından çok kez gelip gitmekten şikayetçi. Bizzat şahit olduğum başka bir gerçek, özellikle yoğun bakımlarda hastayla daha çok asistan doktorlar muhatap oluyor. Uzman doktor fazla yüz göz olmuyor sizinle. Görünen o ki tarihin çöplüğüne attığımız o kötü görüntülerin tekrar ortaya çıkması an meselesi. Zannederim ki aile hekimliği aktive edilmeli, Şehir Hastaneleri Semt Poliklinikleri kurmalı. Yani sorun yerinde çözülmeli. Ameliyat ve müdahaleler için mesai saatinin dışına çıkılabilecek düzenlemeler hayata geçirilmeli.

Muhteşem bir hayal ve çağın farkına varan öngörü ile yola çıkan projelerin maalesef eksiklikleri böyle. Organizasyonda, satın alımlarda, yönetim ve işleyişte ciddi bir toparlanma, yeni bir yönetim stratejisine acilen ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu uzun yıllardır sağlık sisteminin yönetim bölümünde çalışan önemli bir isim ve bu eksikleri mutlaka biliyor ve görüyordur. Onun benim gördüğüm meseleleri yakın takip edeceğini ve hızla çözüm üreteceğine inanarak bu yazıyı kaleme aldım. Temel mesele sağlığın ertelemeye ve zamana tahammülü olmadığı…

Gerekenleri ivedilikle yapamazsak bu dünya projesi başarısızlığa mahkûm olacak. Herkese sağlıklı bir yaşam dilerim.