Devlet müdahale etti.

Yapı dağıldı.

Etki kırıldı.

Ama mesele bitti mi?

Hayır.

Çünkü asıl soru hâlâ ortada:

Bu yapı, bu kadar insanı nasıl topladı?

Cevap net:

İnanç üzerinden.

Ama doğru din üzerinden değil.

Eğilmiş.

Bükülmüş.

Misyon için kullanılmış bir İslam anlayışıyla.

İşte kırılma noktası burası.

Bir yapı değil,

fikirle büyür.

Ve o fikir çürütülmezse,

yapı gider,

yerine benzeri gelir.

Bakın söylemlere:

“La ilahe illallah diyen kurtulur.”

Peki devamı?

Muhammedün Resulullah nerede?

Bu eksik değil.

Bu doğrudan bozmadır.

Tesettür…

“Füruat meselesi” deniyor.

Açık ahkam,

önemsizleştiriliyor.

Bu yorum değil.

Bu gevşetme.

Devlet eliyle silahlı mücadele…

“Yok” deniyor.

Tarih var.

Fıkıh var.

Ama yok sayılıyor.

Bu cehalet değil.

Bu yönlendirme.

En tehlikelisi:

“Yahudi de, Hristiyan da Cennete gider.”

Üstüne bir de:

“Âmentüde ittifak var.”

Bu hoşgörü değil.

Bu akide kayması.

Açık konuşalım:

Bunlar fikir değil.

Sapma.

Ve bu sapma temizlenmeden,

hiçbir mücadele tamamlanmış sayılmaz.

Çünkü mesele sadece örgüt değil.

Zihin.

Ve bugün daha kritik bir şey var:

Bu yapıdan sadece kendi mensupları etkilenmedi.

Bazı cemaatlerde…

bazı dini yapılarda…

aynı dil dolaşıyor.

Farkında olmadan.

Aynı yumuşatma.

Aynı esnetme.

Aynı “idare eder” anlayışı.

Bu çok net bir risktir.

Çünkü tarih şunu gösterdi:

Yanlış din anlayışı,

yeni yapı üretir.

Yeni isimlerle.

Aynı yöntemle.

O yüzden çözüm de net:

Kur’an merkez olacak.

Sünnet ölçü olacak.

Akide net olacak.

Yorum değil,

kitap ve sünnet konuşacak.

Devlet görevini bir cihette yaptı.

Ama asıl görevi yeni başlıyor.

Çünkü bu iş sadece operasyonla bitmez.

Fikirle başlanır.

Fikirle biter.

Selam ve dua ile

Fiemanillah