17 Aralık 2010 yılında Tunus’ta başlayan “ArapBaharı” diktatörlükle yönetilen ülkeleri tek tek vurmaya başladı. Yangının dayandığı son ülke ise 1963’ten beri Baas Rejimiyle yönetilen Suriye oldu. Yıllarca baskı, işkence ve toplu katliamlar altında inleyen halk artık başını kaldırmış, özgürce yaşayabilecekleri bir ülke için seslerini yükseltmişlerdi. Baba Hafız Esed’in sebep olduğu Hama katliamından yurtdışına kaçan yüzbinlerce Suriyelinin ülkelerine geri dönmeleri, çok partili sisteme geçiş için gerekli anayasal düzenlemelerin yapılması, kısacası insanca yaşayabilecekleri bir Suriye talebinde bulunmuşlardı.

Bu haklı isteklere kulak vermek yerine babasının kanlı yolunda yürümeyi tercih eden Beşer Esed, sivil göstericilerin üzerine ateş açtı, tutukladıklarını ise hapishanelerde tecavüz dahil her türlü işkenceden geçirdi. Suriyeliler bu katliam ve işkencelere karşı kendilerini korumak için silahlanmak zorunda kaldılar.

Liderleri dahil tüm müntesipleri marangoz, bakkal, çoban, tüccar vb. Suriyeli yerlilerden oluşan bu silahlı direniş karşısında Esed hiç olmadığı kadar zor duruma düştü. Her geçen gün köşeye sıkışan Esed çıkardığı afla hapishanelerindeki selefileri serbest bıraktı. Aynı zamanda IŞİD’in güçlenmesi için de örtülü destek verdi. Suriyelilerin önderlik ettiği direnişin başına dışarıdan gelen yabancıların geçmesi, İslam’la uzaktan yakından alakası olmayan IŞİD’in terör eylemleri, katliamlarını dilediği gibi sürdürmek isteyen Esed’in “meşru” sebepleri haline geldi.

Bütün bu kirli oyunlarına rağmen Esed, ayakta kalamayacak kadar kan kaybetti. Askerlerinin çoğu ya ölmüş ya da bir daha dönmemek üzere ordudan kaçmıştı. Suriyeli direnişçiler Baas Rejiminin kalesi olarak görülen Lazkiye’yi kuşattığında Esed, Putin’den yardım istemek zorunda kaldı. Böylece egemenlik tamamıyla Rusya’nın eline geçti. Öyle ki Esed’in Şam’daki Genelkurmay Karargâhı bile Rus güçlerinin himayesi altına girdi. Bu yeni süreçte Suriyeli sivilleri havadan Rusya, karadan da İran’a bağlı milis güçler katletti. Esed’in kaybettiği yerleri tek tek geri alarak muhaliflerin elindeki son bölge olan İdlib’e kadar dayandılar.

Bu son gelişme üzerine Türkiye’deki bazı gazeteciler “Esed’in savaşı kazandığını, bundan sonra Suriye’nin daha demokratik yönetilmesi için Türkiye’nin Esed’i muhatap alması gerektiğini” dillendirmeye başladılar. Yedi yıllık iç savaşta ordusunu kaybeden, Rusya ve İran sayesinde ayakta kalabilen, yüzbinlerce masum insanını katleden, milyonlarcasını evinden eden savaşın asıl kaybedeni diktatör Esed’i “kazanan” olarak lanse etmek, Suriye’nin geleceği için “muhatap” alınması gerektiğini dillendirmek cehaletten öte ahmaklık değil de nedir?

Türkiye elinde hiçbir güç kalmayan kukla Esed ile değil, iplerini ellerinde tutan Rusya ve İran’la muhatap oluyor. Türkiye başından beri vicdan ve adaletten yana takındığı duruşunu her türlü sıkıntıya rağmen devam ettiriyor. Unutmayalım, topraklara değil gönüllere hükmedenler asıl kazanan ve kalıcı olanlardır.