Bir güzel söz söyleme sanatı var, bir de adabınca dinleme… Sözün kendisi güzel sanat. Edebten türeyen edebiyat ise “nüfuz etme ve telkinde bulunma vasıtası” olarak güzel sanatların en tepesinde. Edeb; iyi terbiye, nezaket, zariflik demek. O hâlde edebiyat zarafet tılsımının ışığında temaşa eden sözlü sanatların tamamını kapsayan bir ilim. Şiiri, hikâyesi, romanı, tiyatrosu da onun alt şubelerinden.

Fareler ve İnsanlar, Gazap Üzümleri ve sair eserlerinde yüreğimizi titreten John Steinbeck’e göre “edebiyat konuşmak kadar eski”dir. Steinbeck, bu ilmin “insanın ona olan ihtiyacından” dolayı doğduğunu belirtir. Ve ona göre insanın kalbiyle olan çatışması yazılmaya değer tek şeydir.

Ernest Hemingway’e ise edebiyatın bir görevi de muhatabını görünenden çok görünmeyene, sözün kifayetsiz kaldığı yere götürmektir. (Bkz. Buzdağı Teorisi) Tedai; Ludwig Wittgenstein da insanın konuşamadığı şeylerde hayatın daha derin anlamlarını bulabileceğini işaret eder ve Hemingway’in teorisini destekler.

Fyodor Dostoyevski’nin “paltosundan çıktık” diye yücelttiği Nikolai Gogol için edebiyat, mutluluk ve teessürün iç içe girdiği bir vasıtadır. Gogol, adaletsizlik ve kötülükleri alaylı bir dille mizaca vurarak ele aldı. Sanatı hicvetmekti.

Kitapları insanın elindeki ışık olarak gören Ezra Pound’a göre “edebiyat kalıcı bir haber”dir ve edebiyatçı her zaman yeni bir icat yapmalıdır. Orijinal olmayan, keşiflere açılmamış her eserin günbegün değeri noksanlaşır.

Honore de Balzac için ise edebiyat, yeni bir dünya tasavvuruydu. “Napolyon’un yapamadığını kalemle yapma” gayretine koyulan yazar âdeta arı gibi çalıştı ve İnsanlık Komedyası isimli devâsa bir eser dizisi icat etti. Paris’in izbe sokakları, kibârlar âlemi, nezaretler, savaşlar, ihtiras, aşk, ihtişam, sefâlet ve entrikaları dâhiyane bir şekilde kurguladı. Bir kitabında nazar ettiğimiz kahramanını, bir başka eserinde gördüğümüz de oldu.

Kül Çarşambası, Burnt Norton ile Çorak Ülke’yi neşreden T.S. Eliot edebiyatın maksadının, “kanı mürekkebe çevirmek” olduğunu işaret eder. Ona göre eser, kendi çağını aşabildiği ölçüde yaşar. Acaba zamanımızın yazarları ve edebiyatçılarının kaçının eseri yüzyıl sonra da kıymetli kalacak?

Şair Vladimir Mayakovski’ye göre ise edebiyat doğrudan mücadeleydi. Şairin, torna tezgâhındaki adamdan farkı yoktur onun gözünde. Yazar, bir marangoz; mısraları ise ruhu zımparalayan bir vasıtadır.

“Kim daha üstün, şair mi?

yoksa insanlara

Pratik yarar sağlayan teknisyen mi?

İkisi de.

Yürek de bir motordur çünkü

ve ruh, onun çalıştırıcısı.

Eşitiz bizler

şairler ve teknisyenler.

Bir güzel söz söyleme sanatı var, bir de adabınca dinleme dedik. Edebiyat; faniliğimize ölümsüzlüğü vehmettiren, hayatı tazim eden en güzel şeyden bir tanesidir. Her edebiyatçı kendi üslubunu faziletle inşa etsin.