Kavramları düşündüğümde, onlarla ilgili ölçüler de ister-istemez hatırımda beliriyor. Bu da benim yazma isteğimi kamçılıyor. Niyetim bu hususta hafızamı diri tutmak ve beslemek adına bir şeyler karalamak…
Mustafa Şekip Tunç, yazmak bahsine dair "ruhun gelip geçici parıltılarına, dilek ve hülyalarına inzibat veren, bunları derleyip toplayan, seçip ayıran kendimize sahip eden de odur. Kendi hallerinde bulutlar gibi toplanıp dağılan fikir ve hisler ancak yazı sayesinde dağılmaktan kurtularak yere bağlanarak ağırlık kazanırlar.” diyor ve devam ediyor, “Ruh âlemi madde âlemine ancak bu suretle bağlanır. İnsanların yazıyı ekseriya bir tılsım gibi görmeleri, uçarı sözleri, uçan fikir ve hisleri istendiği zaman yeniden canlanabilecek surette eşya gibi kalan birtakım işaretlerde hapsedilmesindendir. Hakikaten de bu tılsımda, madde vasıtasıyla, mânâ ve ruhu vermek gibi emsalsiz bir mucize vardır." demiştir.
“Bir insana tesir etmek, ona kendi ruhundan vermektir” diyor Oscar Wilde… Mustafa Şekip Tunç’un ifâdeleri bize tesir etti. Özetle, tedâi, intiba ve bazı referansları bir demet hâline getirmek istiyoruz. Madem bu husustaki birinci yazımız, “bir”den gidelim. İnsanın güzide fırsatı yükünü sırtladığı yoldadır.
Bir: her sayının içinde bulunan rakam… "Bir" kelimesi 8. yüzyıldan kalma olduğu belirtilen Orhun Yazıtları'nda görülmüş. Bizim Türkçede, Azerbaycan Türkçesi, Türkmence, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Uygurca, Tuvaca’da “bir” telaffuz ve mânâsıyla aynı. Sadece Yakutça’da “biir” diye telaffuz ediliyor. Bir, “belirsizlik” için de kullanılıyor; “Bir varmış, bir yokmuş…” Yâni zamanı temsil eden bir tarafı da var.
Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat’ına da baktım. “Bir” ayrıca, “-ederek” mânâsına da gelebiliyor. Yâni, kelimeleri zarfa dönüştüren bir yanı da var. Misal; birricâ (rica ile) yahut birihsan (ihsan ederek)…
Bir şeyde takıldım mı, Necip Fazıl Kısakürek’in hâlin ilmini anlattığı İman ve İslâm Atlası isimli şaheserine bakıyorum. Tevafuk olacak ki, geçtiğimiz gün bir bahsi okuyorum, “Oluşun, olmanın gereği BİR… Kemmiyeti yakan ve zatiyle kalan nâmütenâhi BİR…” diye tarif ediyor Mutlak Bir’i. Her şey “bir”den ve Yunus Emre’nin dediği gibi, “bir ben vardır benden içeri.”