Terörsüz Türkiye, son dönemde siyasetin ve kamuoyunun en çok telaffuz ettiği kavramlardan biri. Türkiye, yaklaşık elli yıllık bir parantezi kapatmanın arifesindeyken, terör sorununu ilanihaye gündemden çıkarmaya hazırlanıyorken, sürecin ne olduğu, niçin olduğu ve nasıl olduğu etraflıca tartışılmakta.

Şüphesiz meseleyi devlet endeksli yorumlayanlar olduğu gibi, süreç siyasi ihtiras ve çıkar eksenli bir bakışa da mazhar olabilmekte. Elimizi taşın altına koyalım diyenler ve bu taşın altında iktidar kalsın diye bekleyenler. Yani hemen her meselede olduğu gibi siyaset yine ikiye bölünmüş durumda. Devlet paydasında ittifak yapılsın arzusu, muhalefet tarafından koltuk kapmaca siyasetinin ardına itilmiş vaziyette.

Peki hemen her fırsatta milleti işaret eden, bu anlayışla geçmişte birçok sorunu çözen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın Terörsüz Türkiye ile ilgili kamuoyu desteği ne? Areda Survey’in Kasım ayının başında Türkiye genelinde yapmış olduğu araştırmaya göre Türk halkının %60’ı süreci net biçimde destekliyor.

Bu gerçeği şunun için hatırlatmak istedim. Geçenlerde bir muhalefet milletvekili meclis komisyonu çalışmalarının hukuki dayanağı olmadığını dolayısıyla sürecin meşru zeminden yoksun kaldığını iddia etmişti. Milletin vekilleri özelindeki bu tartışmayı başka bir zemine taşıyalım. Yani kadrajı milletin kendisine, asıl unsura çevirerek not edelim; süreç, tartışmasız bir biçimde meşru.

Şimdi gelelim meselenin ikinci faslına

Birinci çözüm süreci travmasını yaşayan bir toplum için bu sürecin farklarını hemen her fırsatta dile getirmek elzem. Her şeyden önce süreç; bir iktidar politikası değil bir devlet politikası şeklinde takdim edilmekte. Bir başka fark, bu süreç öncülünden ayrı olarak “önce silahları bırak sonra konuşalım” süreci. Yani bir al-ver süreci, bir pazarlık süreci kesinlikle değil. MHP’nin ve bazı siyasal partilerin süreci desteklemesi, Meclis’in sürecin ana omurgasını oluşturması, halkın desteğinin yüksek olması, PKK’nın diz çöktürülmesi, Öcalan’ın tüm iddialarından vazgeçerek teslim olması, sürecin şeffaf şekilde yürütülmesi, şehit-gazi ailelerinin onurunun ve devletin itibarının her fırsatta gözetilmesi bu süreci farklı kılan diğer özellikler.

Sözlerimi tamamlarken şu hatırlatmayı yapmak istiyorum.

Bu süreç başarıya ulaştığında topyekun millet olarak kazanacağımızın idrakine varalım. Siyasi görüşümüz, dinimiz, dilimiz, kimliğimiz, mezhebimiz, meşrebimiz ne olursa olsun, devletimize güvenelim, devletimizin yanında yer alalım. Bu çağrım beşiği Anadolu coğrafyasında sallanmış, kulağına Anadolu türküleri söylenmiş, hamuru Anadolu toprağıyla karılmış her bir kardeşim için.

Yazımı Yunus Emre’nin çağlar öncesindeki çağrısıyla bitirmek istiyorum.

Gelin tanış olalım

İşi kolay kılalım

Sevelim sevilelim

Dünya kimseye kalmaz.