Değerli okurlarım

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’de konuk olduğu programın ardından sosyal medyada en çok konuşulan konu ne söylediği değil, kendisine yöneltilen soruların üslubu oldu. Gazetecilerin sorgulayıcı olması elbette demokrasinin vazgeçilmez şartıdır. Siyasetçiler zor sorularla karşılaşmalı, çelişkileri ortaya çıkarılmalı, kamu adına hesap vermeye zorlanmalıdır. Ancak burada başka bir mesele var: Gazetecilik ile savcılık arasında giderek silikleşen çizgi.

Bir gazetecinin görevi hüküm vermek değildir. Gazetecinin görevi soru sormaktır; cevabı peşinen belirlemek, kanaatini karşı tarafa kabul ve ikrar ettirmek değil. Oysa son yıllarda televizyon ekranlarında sıkça karşılaştığımız manzara, bilgi arayışından çok bir sorgu odasını andırıyor. Sorular, cevap almak için değil; suçlama cümlelerini soru biçiminde sunmak için kuruluyor. Gazeteciler, kamu adına bilgi talep eden kişiler olmaktan çıkıp adeta siyasi aktörlere dönüşüyor.

Kılıçdaroğlu’nun katıldığı programda da tartışmanın merkezinde bu vardı. İzleyicilerin önemli bir bölümü gazetecilerin sertliğini değil, tarafgirlik hissi veren tavırlarını eleştirdi. Soruların içerik ve üslubunu değil, arkasındaki niyeti sorguladı. Hal böyle olunca konuğun değil gazetecilerin neyi nasıl söylediği tartışıldı.

Asıl sorun şu: Medya, siyaseti denetleyen bağımsız bir alan olmaktan çıkıp siyasetin bir cephesi hâline geldiğinde ortada hâlâ medya kalıyor mu? Gazetecilik, siyasi kampların uzantısı hâline geldiği anda asli işlevini kaybettiği farkedilmiyor mu?

Bugün bazı ekranlarda sıkça gördüğümüz şey, haber üretmekten çok pozisyon üretmek. Yine bazı gazeteciler diyeyim, bilgiye ulaşmaya çalışan profesyoneller gibi değil, kendi kitlesinin beklentilerini karşılamaya çalışan kanaat önderleri gibi davranıyor. Sorular gerçeği ortaya çıkarmak için değil, alkış toplamak için soruluyor. Böyle olunca da röportajlar aydınlatıcı olmaktan çıkıp bir tür siyasi performansa dönüşüyor.

İşte bu yüzden başlık “İlahi No-Medya”. Çünkü medya denilen kurumun temel özelliği olan mesafe, tarafsızlık ve kamusal sorumluluk hissi giderek kayboluyor. Yerine ise ideolojik sadakat, duygusal reaksiyon ve kutuplaşmanın dili yerleşiyor.

Sözcü TVdeki tablo, tam da bu yazdıklarımın özeti
Yandan, fondaş, candaş vs oraları çoktan geçtik. Gazetecinin olmadığı medyanın kimliğini kaybettiği bir ekrana bakıyoruz artık.
Sizce de korkunç ve kaygı verici bir program değil miydi? Ve dahi, komik hatta trajikomik bir program.
O zaman şöyle bitirelim;

İlahi No-medya!