Değerli okurlarım

Ankara bugün, yalnızca bir zirveye değil, yeni bir güvenlik düzeninin tartışıldığı tarihi bir ana ev sahipliği yapıyor. 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi, liderlerin bir araya geldiği diplomatik bir masanın çok daha fazlasını ifade ediyor. Zirvede, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki istikrarsızlık, enerji güvenliği, siber tehditler ve yapay zekânın savaş alanlarını değiştirdiği bir dönemde NATO, kendisini yeniden tanımlamaya çalışacak. Türkiye ise bu NeoNATO’nun tam da merkezinde yer alacak.

Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin NATO için önemi daha çok coğrafi konumuyla açıklandı. Ancak bugün tablo çok daha farklı. Türkiye artık yalnızca stratejik bir köprü değil; güçlü savunma sanayisi, insansız hava araçları, gelişen askeri teknolojileri ve NATO’nun en büyük ikinci ordusuyla ittifakın caydırıcılık kapasitesinin vazgeçilmez aktörlerinden biri haline geldi.

Öte yandan NATO da Türkiye açısından hâlâ vazgeçilmez. Her ne kadar zaman zaman S-400 krizi, savunma sanayi ambargoları ya da siyasi gerilimler nedeniyle ilişkiler sorgulansa da, NATO Türkiye’nin güvenlik mimarisinin temel taşı olmaya devam ediyor. Karadeniz’de Rusya’nın artan etkisi, Suriye’deki belirsizlik, Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti ve İran merkezli bölgesel riskler düşünüldüğünde NATO’nun sağladığı ortak savunma şemsiyesi Ankara için önemli bir güvence. İran füzelerinin Türkiye üzerinde durdurulması bunun en son örneği.

Bugün ne eski NATO ne eski Türkiye var. Ve pek tabi ne de aradaki ilişki eskisi gibi. NATO’nun Türkiye üzerinde çok günahı var. 15 Temmuz’da “müttefiklerimiz kaybetti” itirafı bunlardan sadece biri. Ancak biz yükseldik ve artık NATO ile göz gözeyiz. Biz NATO’ya muhtaçtık, kapısında bekledik, Kore’de bedel ödedik.

Bugün NATO bize muhtaç, NATO bizim kapımızda.

Efendim NATO bizi düşmana karşı korumaz! NATO düşmanlarımızla işbirliği içinde! Olası İsrail savaşında bizi yalnız bırakır! vs vs.
Anlayanlar için tek cümle yazmam yeterli sanırım; Her şeyden evvel biz NATO’da NATO’ya karşı korunmak için varız. Bu faslı kapatalım.
***
Peki Türkiye bu süreçte ne kazanabilir?

Zirvede Ankara, NATO’nun güney kanadının sınır bekçiliği rolünden fazlasını istiyor. Terörle mücadelede daha fazla dayanışma, savunma sanayi alanındaki kısıtlamaların kaldırılması ve Avrupa güvenlik projelerinde Türkiye’nin dışlanmaması Ankara’nın temel beklentileri arasında.

Fakat bu zirvenin asıl önemi, bildirgelerde yazacak cümleler değil, NATO’nun nasıl konumlanacağı… Dünya yeni bir dönemin sancılarını yaşıyor. ABD ile Çin arasındaki küresel rekabet, Rusya’nın revizyonist politikaları ve Orta Doğu’da bitmeyen krizler NATO’yu yeniden merkez aktör olmaya zorluyor. Bu yeni dönemde ittifakın başarısı yalnızca askeri güçle değil, üyeler arası diplomatik, stratejik, teknolojik işbirliği ile ölçülecek.

Türkiye tam bu noktada daha önce söylediğim gibi benzersiz bir konuma sahip. Avrupa’nın kapısı, Asya’nın eşiği, Karadeniz’in ve Akdeniz’in güvenlik kulübesi, Ortadoğu enerjisinin koridoru… Dahası Batı ile Doğu arasında diyalog kurabilen ender ülkelerden biri. Ve dahası eski dünya ile yeni dünya arasındaki fiziki ve fikri duvar. Şimdi sıra bu avantajı diplomatik kazanca dönüştürmekte.

Zirve bunun için tarihi fırsat.