Değerli Okurlarım,

Gündemle ilgili düşüncelerimi farklı bir dille anlatmak istedim bugün; Buyurun lütfen...

Zamanın birinde köyün birinde bir ağa yaşarmış. Ağa, köklü bir aileden gelmesine rağmen her muhtarlık seçimini kaybeder, her defasında da muhtarı köylüye şikâyet edermiş. Gel zaman git zaman cevval bir çoban bulan ağa, onu aşağı mahalledeki ahırlarından sorumlu yapmış. Ancak çoban zaman sonra ahırın, samanın, sürünün işini bırakıp konağın içine karışmaya başlamış. Önce ağanın ortaklarını etkilemiş, sonra marabalarını kendi tarafına çekmiş. Öyle ki ağanın en güvendiği yaver bile günün sonunda çobanın safına geçmiş.

Whatsapp Image 2026 07 27 At 10.49.31

Çoban, “Ben bu köyde muhtarlığı kazanırım.” diyerek marabaları peşinden sürüklemiş, ardından da ağaya rest çekmiş. Fakat çoban bu hemen ağa olunmaz ki; yavere dönüp, “Sen ağa ol, ben de muhtar olayım.” demiş. Marabaların bir kısmını arpayla, bir kısmını arpa suyuyla ayartmış ve sonunda eski ağayı konaktan uzaklaştırmış. Böylece yaver ağa, çoban paşa yeni bir dönem başlamış.

Aradan zaman geçmiş. Köyün sokaklarını kim temizleyecek diye yapılan seçimde onların dediği olmuş. Güç çobanın eline geçtikçe kibir de büyümüş. Artık ne ahır umurundaymış ne saman… Tek hedefi muhtarlık koltuğuymuş. Bir yandan akçeli işlerle anılmaya başlamış, diğer yandan yeni ağayı adeta emir eri hâline getirmiş. Çobanı sevenler ise, “Yeter ki muhtar değişsin, çoban ne yaparsa yapsın.” diyerek olup bitene gözlerini kapatmış. Çoban, “Bana kimse dokunamaz.” diye meydan okuyacak kadar güçlenmiş. Kendine bir çevre kurmuş, köyün malı mülkü ne varsa himmetine tabi kılmış. Öyle bir düzen oluşturmuş ki, konakta ağanın sözü değil, çobanın yüzü eder olmuş.

Her ne olmuşsa, günlerden bir gün konakta çalışan birileri şehre inip yaveri ve çobanı mahkemeye şikâyet etmişler. Hâkimler, jandarmalar köye gelmiş, olan biteni araştırmış ve sonunda çobanı kolundan tuttuğu gibi zindana atmışlar. Köy kahvesinde kimileri, “Muhtar olacağı için başına bunlar geldi.” demiş; kimileri de, “Yanlış yaptı, cezasını çekiyor.” diye konuşmaya başlamış. Yaver ise ne çobanı kaybettiğine üzülebilmiş ne de artık onun gölgesinde kalmayacağına sevinebilmiş. İşi gücü bırakıp zindanının kapısında beklemeye başlamış. Ve içerden gelen sesi duyar duymaz hiç düşünmeden, “Muhtar adayımız çobandır.” diye ilan etmiş.

Büyün bunlar yaşanırken konağın içinde ise başka bir âlem varmış. Kafayı çekenler, samanlıkta basılanlar, cebini dolduranlar, herkes keyfinde daha doğrusu işinde yolundaymış. Bir de konağın gözde delikanlısı varmış ki sırtını sıvazlayanlara aldırış etmiyor, ola ki konakta bir tartışma çıksa kah dere kenarına kah dağın ardına saklanıyormuş. Kimseye açık etmese de çobana karşı da içten içe büyük bir kin besliyormuş.

Derken bir gün postacının getirdiği zarfı açan yaver küplere binmiş. Mahkeme, eski ağaya haksızlık yapıldığına hükmetmiş; konağın ve idarenin yeniden kendisine verilmesini emir buyurmuş. Eski ağa, yıllardır beklediği hesap günü gelmiş. Pusudan çıktığı gibi konağa doğru yürümeye başlamış. Etraftan birileri “etme ağam, yapma ağam” demişse de fayda etmemiş. Konakta direnenler de olmuş ancak günün sonunda ağa yeniden posta oturmuş. İlk emri de kısa ve netmiş: “Önce şu hırsızları bu evden temizleyin.”

Yaver ve arkadaşları ise, “Biz muhtar olacaktık, başımıza bunlar geldi. Bütün bunların sebebi muhtardır.” diye feryat etmeye başlamış. O sırada muhtar ise köyün altyapısıyla uğraşıyor, yıllardır süren kan davalarını bitirmeye çalışıyor, sofralara bereket gelsin diye mücadele ediyor, başka köylerden gelen muhtarları ağırlayarak köyün itibarını artırmaya gayret ediyormuş. Kısacası onun derdi ne ağa ne yaver ne de çobanmış; derdi yalnızca köymüş.

Günün sonunda çobanın türküsünü söyleyen yaver ve arkadaşları, “Biz yeni bir ev kuruyoruz.” diyerek konaktan ayrılmışlar. Ayrılırken de köy meydanında yüksek sesle şöyle bağırmışlar:

“Gerçek ağa biziz. Kapımız aynı, soframız aynı, sözümüz sübutumuz aynı, başımız kasketimiz aynı… Marabalarımız da aynı, muhtar adayımız da aynı.”

Yeni konağa yürürlerken, kirli torbanın ucundan sarkan “eski kilimin yeni püsküllerini” gören köyün delisi arkalarından bağırmış;

“Peki bu neyin yenisi ağam!”