Türk tarımı global sıralamalarda üretim değeri açısından yedinci sırada bulunuyor. 100 milyar doları aşan iktisadi üretim yapabilen Türk tarımı pek çok üründe dünyanın en büyük üreticisi. Fındık, arpa, buğday, çay, kiraz, elma, incir, kayısı, mercimek ve karpuz gibi ürünlerde dünyanın en büyük üreticileri arasında yer alan Türkiye son yıllarda gıda enflasyonunun ciddi derecede etkili olduğu bir süreçte geçti. Günümüzde yüzde 30’un üzerinde seyreden gıda enflasyonu TÜFE rakamlarını kiralarla birlikte yukarıya çıkarıyor ve hayat pahalılığının temelini oluşturuyor. Gıda fiyatlarındaki istikrarsızlık ise global şartlardan ziyade yerel dinamiklerden kaynaklanıyor. 2021’in son aylarında başlayan ve yüzde 85 ile zirve yapan enflasyon rakamları yüzde 30’lara düştü ancak hala yüksek seyrediyor. Üretimden talebe kadar birçok olguya negatif yansıyan fiyat istikrarsızlığı ürünlerin reel değerinin belirlenmesini zorlaştırıyor. Fiyatın denge noktasında oluşmaması ve daha yüksek bir noktadan alıcıya sunulması gelecek enflasyon beklentilerini de olumsuz etkiliyor. Avrupa’nın en büyük tarımsal üretim değerine sahip böylesi bir ülkenin yüksek gıda enflasyona maruz kalmasının diğer bir nedeni de aracılar şeklinde tabir edilen ve sayıları 40 bin kadar tahmin edilen çıkar grubu.
Aracılar üreticiden ürünleri normal sayılabilecek bir fiyattan tekel şeklinde alıyor ve hallere getiriyor. Hallerde toplanan ürünler daha sonra market ve manavlara dağılıyor. Aradaki maliyet ve kar marjları ise 10 katına kadar uzanan bir fiyat skalasına sahip. Ürünün üreticide 20 lira tüketicide 200 liraya kadar sunulması böylesi bir kronik problemin çıktısı. Aracıların siyasi, bürokratik ve finansal olarak engellerle karşılaşmaması aksine destek bulması tüketici olan 90 milyona yakın kişinin yüksek bir maliyetle gıdaya erişimine neden oluyor. Benzer bir durum et fiyatlarında da geçerli. Yurtdışından yerel fiyatlardan yarı yarıya daha uygun ithal edilen et ürünleri tüketiciye geldiğinde yüzde 50’den fazla artışla satın alınıyor. Dünyanın en büyük et ve süt üreticilerinden biri olan Türkiye’nin böylesi bir tabloyla karşı karşıya kalması akıllara şu soruyu getiriyor. Türk tarımı 100 milyar dolarlık üretim değeri ve 40 milyar doları aşan ihracatına rağmen neden ülke içerisinde fiyatları istenilen seviyede tutamıyor. Aracıların varlığı, genel enflasyon seviyesinin yüksekliği ve maliyet baskısı gibi üç temel sorun etrafında dönen gıda fiyatları daha az maliyetle tüketiciye ulaştırılabilir. Bunun bir iktisadi reform halinde ele alınması ve aracıların tekel şeklinde örgütlenmesinin önüne geçilmesi gerekiyor. Genel enflasyon seviyesinin düşürülmesine de katkısı olacak olan böylesi bir girişim toplumun fiyat algısının normalleşmesine pozitif etki yapabilir.
Dünyanın en büyük sebze, hububat ve meyve üreticisi olan Türkiye’de 4,5 milyonu aşkın kişi tarımda istihdam ediliyor. Bu istihdamda ortalama yaş 50 olurken gençlerin tarım sektörüne ilgi göstermediği ve farklı alanları tercih ettiği görülüyor. Şehirleşme sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmesi gereken olgu tarımdaki istihdam azalmasını genç kuşaklara değil teknolojinin gelişmesine göre değerlendirmeli. Özelikle gelecek nesiller tarımda değil hizmetler ve teknoloji sektörlerinde istihdam edilmek üzere eğitimden geçiyor. Bu olgular etrafında gıda enflasyonun düşürülmesi kolay olmamakla birlikte radikal önlemleri içeren bir iktisadi reformla ele alınmalı ve toplumun geçim sıkıntısının bir parçası olmaktan çıkarılmalı.