Rasyonel ekonomi politikalarına dönüş, enflasyonla mücadele ve global trendlere adaptasyon gibi farklı cümle bütünleriyle tanımlanan Sayın Mehmet Şimşek’in ekonomi politikaları üçüncü yılını doldurmak üzere. Birçok tartışma ve eleştiriye neden olan rasyonel ekonomi politikalarına geri dönüş enflasyonla mücadele gündemiyle biliniyor. Yapılan eleştiriler alım gücünün düşüşü, yüksek vergi artışları ve hayat pahalılığı çerçevesinde yoğunlaşıyor. Sabit gelirli kesimlerin sürekli şekilde gelirden daha az pay aldığı ve fiyatlarda istikrarın sağlamaması da sürece negatif yansıyor. Makro düzeyden yapılan eleştirilere bakıldığında sabit gelirliler açısından iyileşme sürecinin yavaş ilerlediği ve hayat pahalılığının sürdüğü yorumu yapılabilir. Ek olarak enflasyonun çift haneli şekilde devam etmesi ve zamana yayılarak fiyat istikrarının sağlanmak istenmesi sabit gelirlileri derinden etkiliyor. Tersine bir tercihin yapılması ise yüksek işsizliği ve iktisadi durgunluğa neden olabilecek bir olgu iken karar alıcıların böylesi bir süreci istemediğini biliniyor. Buradan hareketle yapılan eleştirilerin haklılık payının olduğu ve enflasyonun tek haneye inmesiyle sorunların azalmaya başlaması beklenebilir.
Şimşek modeli olarak hafızalarda yer eden enflasyonla mücadele süreci rezervlerin güçlendiği, fiyat artışlarının kısmı şekilde zayıfladığı ve kamuda tasarrufların yapıldığı bir politika seti. Yukarıda değinilen alım gücünün düşüşüyle de yakından ilgili olan politika seti farklı çıktıları içinde barındırıyor. Sadece enflasyonun kontrol alınmasını değil Türkiye’ye gelen yabancı yatırım miktarının artırılması, kredi notunun yükselmesi ve risk priminin düşmesi gibi olumlu yansımalar göz ardı ediliyor. Makro düzeydeki iyileşmenin ardından toplumun genelini ilgilendiren fiyat istikrarı meselesi tam anlamıyla sağlanabilir. Türk Lirasının değer kaybının önüne geçilmesiyle perçinlenen fiyatların makul bir trend izlemesi olgusu ancak makro düzeydeki iyileşme sonrası gerçekleşebilir. İhracatçının değerli TL kuru eleştirisi de burada sürece dahil oluyor ancak TL, 2014’ten itibaren düzenli şekilde değer yitirmesi ihracatçının sorunlarını çözmedi. Daha fazla değer kaybı da ihracatçı firmaların problemlerine çözüm olmayacak ve enflasyonun daha uzun süre devam etmesine katkı sağlayabilecek bir olgu. Bu nedenle fiyat istikrarına odaklı ve istihdamı koruma amaçlı yapılan tercihlere farklı gözle bakılmalı. İstihdam yıllık ortalama 1,5 milyonu aşan üniversite mezununa iş olanağı sağlayacak şekilde ele alınıyor. 33 milyona yaklaşmış toplam istihdamın korunması da mevcut hayat pahalılığında işsizliğinde bir soruna dönüşmemesi için tercih ediliyor.
Sonuç olarak tek bir yazı altında savunma veya eleştirilere tümden cevap verilmesi mümkün değil. Fakat üç yıllık dönem enflasyonun düştüğü, istihdamın korunduğu, kamu harcamalarında kontrolünün zorlaştığı, alım gücünün zayıfladığı ve global çatışmaların arttığı bir zamansal tecrübeye dönüştü.