İsrail, ateşkes hükümlerini ihlal etmeyi sürdürerek Lübnan'a ve Filistin'e yönelik saldırılarına devam ediyor. Her yeni saldırı, bölgede zaten kırılgan olan barış umutlarını biraz daha tüketirken, en büyük bedeli yine masum siviller ödüyor.

Özellikle Filistin halkı bugün tarihin en ağır insani dramlarından birini yaşıyor. Açlık, susuzluk, ilaç yokluğu ve her an ölüm korkusuyla sürdürülen bir hayat... Böylesine vahim bir tablo ortadayken İsrailli yetkililerin kışkırtıcı açıklamalar yapması, gerilimi daha da tırmandıracak adımlar atması akılcı bir siyaset değildir.

Türkiye, başından beri uluslararası hukuku, ateşkesleri ve kalıcı barışı savunan bir politika izliyor. Yaptığı her uyarının temelinde bölgenin daha büyük bir felakete sürüklenmesini önleme iradesi vardır. Türkiye'nin uyarıları ne hamasettir ne de günü kurtarmaya yönelik diplomatik cümlelerdir. Bunlar, bölgenin gerçeklerini en iyi okuyan devlet aklının ortaya koyduğu ikazlardır.

İsrail bu uyarıları hafife almamalıdır.

Bunu sadece Türkiye'nin çıkarı için değil, bizzat İsrail'in geleceği için söylüyorum.

Çünkü benim kanaatime göre İsrail'in Ortadoğu'da kalıcı olmasının en önemli şartlarından biri, Türkiye'nin yaptığı uyarıları doğru okuyup dikkate almasıdır. Aksi takdirde, her gün biraz daha derinleşen bu çatışma sarmalı ne İsrail'e güvenlik kazandıracaktır ne de bölgeye istikrar getirecektir.

Tarih, kibirle hareket eden, dost uyarılarını küçümseyen ve güç sarhoşluğuyla hareket eden devletlerin nasıl ağır bedeller ödediğinin sayısız örneğiyle doludur. Ortadoğu'nun gerçekleri de sloganlarla değil, akılla okunur.

Bu sebeple İsrail'e insanlık namına bir kez daha tavsiyede bulunuyorum:

Türkiye'nin uyarılarını küçümsemeyin.

Ateşkese sadık kalın.

Masum insanların hayatını daha fazla karartacak politikalardan vazgeçin.

Çünkü bu mesele sadece Filistin'in, sadece Lübnan'ın veya sadece Türkiye'nin meselesi değildir.

Bu mesele, İsrail için de gerçek anlamda bir hayat memat meselesidir.