Artık vekil olmanın, ötesinde siyasetçi olmanın tanımını yeniden yapmak kaçınılmaz bir durum haline geldi. Niye geldi? Çünkü vekil ve siyasetçi olmanın dokunulmaz fütursuzluğu siyasetçi ve vekil duruşunu had safhada zedeledi, kirletti. Siyaset yapanlar için var olan kurallar toplumsal kurallar ile sınırlı değil. Toplumsal yaşayış biçimlerindeki farklılıklar, insanların farklı inanç katmanlarında olması, ekonomik, sosyal statü biçimleri bireyin içinde bulunacağı özgürlük alanı içinde sadece bireye ait bir tercih. Oysa siyasetçi tüm bu farklılıklara saygılı olurken aynı zamanda da kapsayıcı, örnek olucu, toplumla siyasetçi arasında denge kurucu bir yaşam biçimini hem göstermek hem de yaşamak zorunda.

Aile toplumun en küçük ama en önemli parçasıdır. Bir maddenin yapı taşı atom ne ise ailede toplumun temel parçası. Ülkelerin gelişmesi, refahın, adaletin, eğitimin, karşılıklı saygın ve özgürlüğün kavramsal ve toplumsal olarak ete kemiğe büründüğü aile işte bu nedenle vazgeçilemeyecek bir olgu. İnsanların bireysel hakları ve özgürlükleri, ailenin bütünlüğünü bozmaya başladığında buna engel olmak devletin görevi olduğu kadar siyaset kurumunun da görevi.

Otel odasında sevgilisi ile basılan belediye başkanı, bir masada taciz ile suçlanan milletvekili özel hayatın gizliliği ilkesi ile ilk savunmaya başladıklarında aslında susup hatalarını kabul ettiklerinde alacakları tepkiden çok daha fazlasını alıyorlar. Buda çok doğal. Çünkü siyasetçiler toplumda yaşayan herhangi bir bireyin yaptıkları hataları yapabilme özgürlüğüne sahip değiller. Vekâlet ettikleri halk kitlelerinin öncüsü, en iyisi ve en edeplisi olmak zorundalar. (Asil olan milletin adına vekâleten temsil ettiklerini, asil olmadıklarını asla unutmamalıdırlar.) Ayrıca unutulmaması gereken bir başka durumda, sadece vekil değil aynı zamanda temsil ettiği makamda yemiş oluyor o dayağı. Otel odasında basılan aynı zamanda devletin belediye başkanlığı makamı oluyor. Bu yöneticilerin bireysel özgürlüklerine çok düşkün olmaları, onların yönetmek, vekalet etmek yerine bireysel bencilliklerine teslim olmaları sonucunu doğurur ki bu da adaleti, yönetimde şeffaflığı ve kamu huzurunu bozar.

İnsan hata yapar, siyasetçi de hata yapabilir. Burada temel mesele hatanın siyasi gücü ve devletin sağladığı imkânları kullanarak örtbas etme çabasıdır. Çünkü bu çaba sıradan vatandaşın devlete olan güvenini sarsar, ailelerin kalitesine zarar verir. Siyasi güç siyasetçinin istediğini yapabilmesi edepsizliği için değil millet adına milletin haklarını savunmak içindir. Sıradan insanların yaptıkları hatalar bu hatanın taraflarını ilgilendirirken siyasetin hatası telafisi güç sorunlar yaratır.

Özel hayatın gizliliği bir siyasetçi için örneğin ailesinin resimlerinin çekilmemesi, ibadetinin görüntülenmemesi, acılı bir durumda yaşadığı anın paylaşılmaması gibi tamamen aile içi yaşamın sınırları içerisinde mazur görülebilir. Bunun dışındaki tüm alanlarda devlet adına görev yapan herkes, hesap verebilmeli, izlenmeli ve şeffaf olmalıdır. Bu üstenci edepsizlik halkın siyaset kurumuna olan saygısını azaltıyor. Sadece milleti için adam gibi siyaset yapanların isminin de bu kriminal kişiler ile aynı şekilde anılması namuslu siyaset yapanlar için de ciddi bir zulüm haline geliyor.

Tüm devlet yöneticileri, siyasetçiler bu konuda harekete geçmeli ve aralarındaki bu taşları hızla temizlemelidir. Tüm siyasi organizasyonlar, devlet çarkını, aile yaşantısını bozacak, halka, çocuklara kötü örnek olacak davranışları yapanları hemen sistem dışına çıkarmalı, adli süreç bitimine kadar açığa almalı ve ahlaki, adli olarak suçluluk halinde en ağır yaptırımları uygulamalıdır. Bu kriminal suçlardan sadece küçük memurların ceza aldığı büyüklere bir şey olmayacağı algısı ile mücadele edilmelidir. Devlet görevlilerinin görev sırasında işledikleri suçlar ile ahlaki edepsizlikler için sıradan vatandaşlardan daha büyük cezaların verileceği kanuni düzenlemeler yapılmalıdır.

Uyuşturucu kullanımı, taciz, pedofili, zimmet, irtikap gibi toplumsal mayayı bozan suçlar uluslararası normlara uygun, toplumsal yaşayış kurallarına ve törelere uygun cezalar ile cezalandırılmalıdır. Devlet için esas olan üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğüdür ve hukuk uygulandığı toplumun sınırlarını savunmak zorundadır. Bu suçları işleyen siyasetçi ve yöneticilerin bu suçu işledikten sonra ceza almaları yetmez çünkü bu suçlar başkalarına örnek olur, başkaları da bu suçları işleyebilir. Son zamanlarda Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in sanırım yapmaya çalıştığı gibi devlet aygıtı suç işlenmeden, birilerinin canı yanmadan engel olmalıdır. Bunu sağlayamayan devletlerin ayakta kalması mümkün değildir.

Siyasal dokunulmazlık düşünce bağlamında kalmalı, kriminalite ile siyasal tercihler arasında keskin sınırlar ortaya konulmalı, vatandaş otel odasında basılan belediye başkanı, milletin bağışları ile kumar oynayan alçakları, uyuşturucu etkisindeki edepsizleri, çocuk tacizcilerini görmekten kurtarılmalıdır. Burada en önemli kriter aile birliğinin her türlü kötü etkiden korumasıdır. Korunamayan aile sınırları korunamayan bir ülkeden farklı değildir. Ülkenin egemenliği ailenin korunmasına bağlıdır.