Aliya, ateşin ortasında dururken bir cümle damıttı zamana: iyi olmak yetmiyor, güçlü iyiler olmak zorundayız.
Bu söz bir temenni değil; kanla, külle, sürgünle imtihan edilmiş bir hakikatin özüdür.
O, iyiliğin tek başına kalkan olmadığını, Avrupa'nın tam ortasında, kendi şehirlerinin gözü önünde öğrendi.
1992'den 1995'e uzanan o üç yılda, bir halk yalnızca iyi olduğu için değil; iyi ama güçsüz olduğu için hedef seçildi.
Saraybosna bin gün kuşatıldı; ekmek sırasında insanlar biçildi, çocuklar oyun oynarken vuruldu, kütüphaneler bir medeniyetin hafızasını yakmak için ateşe verildi.
Ve dünya, bütün o hengâmeyi ekranlarından seyretti; sanki seyretmek, şahitliğin yerine geçerdi.
İyilik masanın etrafında konuşuldu, kötülük ise sahada tetiği çekti.
Zulüm hiçbir zaman iyi insanların iyiliğinden çekinmez; yalnızca güçlü iyilerin varlığından ürker.
Çünkü kötülüğün korktuğu şey, vicdan değil; vicdanın eli kolu, dili, direnci, yani gücüdür.
Güçsüz iyilik, surları olmayan bir şehirdir; içi mamurdur ama kapısı herkese açıktır.
Ve boş bırakılan her saha, mutlaka bir zalim tarafından doldurulur.
O yüzden Aliya'nın sözü, iyiliğe bir eleştiri değil; iyiliğe bir zırh giydirme çağrısıdır.
İyi olmak insanın fıtratıdır; güçlü olmak ise mesuliyetidir.
Bir iyiliğin ki kendini savunacak takati yoktur; o iyilik, yalnızca kendi cenazesine yetişir.
Peki güç dediğimiz nedir, yalnızca demir ve barut mudur?
Hayır; güç önce bilgide, sonra birlikte, sonra sabırda ve en nihayet imanın diri kalışındadır.
Aliya, elinde imkân yokken bile bir milletin dimdik ayakta kalabileceğini gösterdi; ama aynı zamanda o dirilişin ne kadar ağır bir bedelle satın alındığını da hatırlattı.
Srebrenitsa, işte o bedelin en acı faturasıydı.
Sekiz binden fazla can, güvenli ilan edilmiş bir bölgede, güçsüz iyilerin gözü önünde topraktan koparıldı.
Orada ölen sadece insanlar değildi; güçten yoksun bir iyiliğin, kötülüğü durduramayacağına dair inanç da toprağa verildi.
Bugün bize düşen, o mezarların başında ağlamak değil yalnızca; o dersi kuşanmaktır.
Kendi çocuğumuzu güçlü yetiştirmek, kendi cemaatimizi ayakta tutmak, kendi hakkımızı sesimizle, kalemimizle, emeğimizle savunmaktır.
Mazlumun ahı, ancak güçlü bir iyinin elinde adalete dönüşür.
İyi olmak insanı temiz kılar; güçlü iyi olmak ise dünyayı.