Adalet Bakanı Akın Gürlek Milli Türk Talebe Birliği Siyaset Okulu Programı'nda, bugünler için kritik notlar düşülmesi gereken tarihi bir konuşma yaptı.

Bugünlerde yaşanan hukuki gelişmelerle perçinlenen Güçlenen Türkiye vurgusu çok önemliydi.

Ülkemizde yaşattığı derin kollektif bilinçaltı hasar ve yara ile bugün yaşanan problemlerde dahi ciddi payı olan askeri darbeler ve bunlardan kaynaklı vesayetçi yaklaşımlar, içimizdeki potansiyel gücün kullanılmasına engel olan, ayağımıza pranga vuran, kendi kudretimizi tanımamızı, onunla dünyadaki duruşumuzu kuvvetlendirmemizi önleyen çok önemli bir unsurdu.

Düşünün ki, kurucu Anayasa ile yönetim sistemi olarak ortaya konan demokrasinin, vesayetçi güç odaklarının keyfinin kaçtığı, onların istemediği kararlar alındığında askıya alınarak, yapılan balans ayarları ile ite kaka ilerleyen kör topal bir sistemin esaretine şahit olundu.

Vesayetçi odakların tüm demokratik güç unsurlarını etkisiz hale getirdiği Türkiye, içeride zayıflarken, Dünya'da kronik rahatsızlıklarından kurtulamayan 'Hasta Adam' duruşu ile yıllarca, en basit menfaatlerini dahi uluslararası platformlarda korumaktan aciz bir duruma getirilmiştir.

27 Mayıs 1960'ta seçilmiş Başbakan'ı idam etmeye götüren kanlı darbeyi yapanlar da,

12 Mart 1971'de ülke sistemini domine ederek, gece yarısı askeri operasyonları ile sözüm ona 'Teknokratlar Hükümeti' kurarak, kendi emir erlerinden hükümet oluşturan oyunu kuranlar da,

12 Mart Muhtırasını önce kendi taraftarı subayların yaptığını zannedip zafer naraları atan, muhtırayı kutlayan başlıklar atan sol diktacılar da,

70'lerde Türkiye'yi karıştırıp, kardeşi kardeşe kırdıran, ülke gençliğini felakete sürükleyen güçler de,

12 Eylül'de seçilmiş hükümeti tasfiye edip, bir ondan bir bundan diyerek, gençleri idam edenler de,

28 Şubat 1997'de milletin seçtiği Refah-Yol hükümetini düşürüp, Türkiye'nin ekonomik felaketine giden ve onlarca bankanın iflas ettirildiği, ülkenin açlık felaketi ile karşı karşıya kaldığı sürece götürenler de,

27 Nisan 2007'de yılların prangasından kurtulup hem ulusal hem de uluslararası anlamda çok önemli atılımlara imza atan ve önderlik eden lider Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alıp, onu engellemeyi, ülkeyi eski karanlık günlerine götürmeyi hedefleyen e Muhtırayı yayınlayanlar da,

1 Haziran 2013'te, dünyadaki emperyal güçlerin yönlendirmesi ile milleti hedef alan Gezi Kalkışmasına alet olanlar da,

17-25 Aralık 2013'e kanser gibi yayıldıkları yargı mekanizmasını kullanarak, siyaseti dizayn etmeye kalkışanlar da,

15 Temmuz 2016'da milletin silahını millete çevirerek, yüzlerce insanımızı katledip kanlı darbeye yeltenen teröristler de...

Bunların herbiri ülkeye, millete, geleceğimize, geçmişimize,milli ve manevi değerlere düşmanlık eden, bu düşmanlık motivasyonu ile kendilerinin hakimiyet kurduğu 'GÜÇSÜZ TÜRKİYE' hayali ve hedefi ile yanıp tutuşan ihanet şebekeleri olmuşlardır. Milletin teveccühüne malik olan geçmişteki ve bugünkü liderlerimiz bunların herzaman hedefidir.

Bu kapsamda, Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi liderliği ile ortaya koyduğu güçlü irade, vesayetçi ihanet odaklarına karşı ülkemizi koruyan önemli bir kalkan oldu. Bu güçlü duruşla, gerek askeri vesayetçiler, gerek FETÖ örgütünün habis odakları amaçlarına ulaşamadılar.

Bugünse yapılan atılımlarla, adalet dünyamızdaki devrim niteliğindeki icraatlarla Türkiye hızla özlenen Demokratik Hukuk Devleti niteliğine kavuşuyor.

Adalet Bakanımız'ın konuşmasında vurguladığı husus çok önemlidir ;"Yakın siyasi tarihimizde birçok trajediler vuku bulmuş, demokrasimiz ciddi rahatsızlıklar yaşamış, siyaset kültürümüz olgunlaşmaya bile fırsat vermeden yaratılan krizlerle karanlık dehlizlere doğru itilmiştir. Her defasında millet inancını korumaya devam etmiş, sabırla ve vakur bir şekilde siyasetin en önemli çıkış yolu sandıkta millet üzerine kurulu oyunları bozmayı becermiştir.Anayasa bir devletin sadece yönetim çerçevesi değil, aynı zamanda millet ve devlet arasındaki hukuki ve ahlaki sözleşmeyi ifade eder. Bugün geldiğimiz noktada ulusal güvenlik tehditleri, toplumsal barış, değişen dünya şartları, gelişen toplum yapısı, artan hak ve özgürlük talepleri karşısında mevcut anayasamız maalesef yetersiz kalmaktadır. Yeni bir anayasa zorunluluktur"

Adalet Bakanımız'ın bu konuşması tarihi bir konuşmadır. Yukarıda tek tek bahsedilen trajedilere yol açan süreçlerin önünü tamamen kapatmak için, askeri ruha hakim olan darbe anayasalarını yamalı bohça gibi revize etmektense, yepyeni, demokratik, sivil bir anayasa çalışmasının başlatılarak, ülkemizin gelecek parlak günlerine layık anayasasına kavuşturulması gerekmektedir.

Terörsüz Türkiye süreci ile perçinlenen birlik ve beraberlik ruhu ile birlikte atılan yargısal reformlar Türkiye düşmanı güçleri daha çok rahatsız edecektir.