Bir devletin en ağır imtihanı, sınırlarını korumak değildir yalnızca. Asıl imtihan, kendi bünyesine sızmış çürümeyi fark ettiği gün başlar. Çünkü bazen düşman kapıya dayanmaz; ihale dosyasına saklanır, belediye kasasına çöreklenir, uyuşturucu şebekesinin kasasına ortak olur, kara paranın gölgesinde büyür. Devleti ayakta tutan kanun ise tam da böyle zamanlarda gerçek gücünü gösterir.
Türkiye son dönemde peş peşe gelen büyük operasyonlara sahne oluyor. Kara para ile mücadele, organize suç örgütlerinin birer birer çökertilmesi, belediyelere yönelik yolsuzluk soruşturmaları ve toplumun geleceğini tehdit eden uyuşturucu ağlarına karşı yürütülen kapsamlı adli süreçler, yalnızca birkaç dosyadan ibaret değil. Bunlar, hukuk devletinin kendi bünyesindeki hastalıklı dokuyu temizleme iradesinin de göstergesi olarak okunuyor.
Gaziantep’te gerçekleştirilen son zehir operasyonu ise bu mücadelenin belki de en anlamlı halkalarından biri oldu. Çünkü uyuşturucu, yalnızca bir suç değildir; bir neslin geleceğine kurulmuş pusudur. Her yakalanan torba, belki bir gencin hayatını kurtarmaktadır. Her çökertilen şebeke, belki yüzlerce ailenin gözyaşını daha dökülmeden durdurmaktadır. Bu nedenle uyuşturucuya karşı verilen mücadele, sıradan bir adli faaliyet değil; doğrudan vatan savunmasının bir parçasıdır.
Adalet Bakanı Akın Gürlek döneminde yürütülen operasyonların ortak noktası, suçun büyüklüğüne bakılmaksızın dosyaların üzerine gidileceği mesajını vermesidir. Hukukun önünde hiçbir makamın, hiçbir unvanın ve hiçbir ekonomik gücün dokunulmaz olmadığına dair ortaya konulan irade, kamu vicdanında karşılık bulmaktadır. Elbette her dosyanın nihai hükmünü bağımsız mahkemeler verecektir. Ancak soruşturma mekanizmasının kararlılıkla işlemesi dahi, adalet beklentisi taşıyan toplum açısından önemli bir güven unsurudur.
Tarih bize şunu öğretmiştir: Çürümenin üzeri örtüldüğünde devlet zayıflar; çürüme temizlendiğinde ise devlet güçlenir. Roma’dan Osmanlı’ya kadar birçok büyük yapıyı yıkan şey dışarıdan gelen ordular değil, içeride büyüyen yozlaşma olmuştur. Bunun içindir ki hukuk, sadece suçluyu cezalandıran bir mekanizma değil; devletin kendini yenileme refleksidir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan da tam olarak budur. Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, kamu gücünü şahsi servete dönüştürenlerin, belediye bütçesini kişisel kasası gibi kullananların, kara parayla toplumsal düzeni bozanların ve gençleri uyuşturucu bataklığına sürükleyenlerin hukuk önünde hesap vermesi, sadece bugünün değil, yarının Türkiye’sine yapılmış en büyük yatırımdır.
Adalet bazen sessiz yürür. Fakat yürüdüğü yerde korkunun yerini güven, çürümenin yerini umut alır.
Toplumun beklediği şey intikam değildir; adalettir. Eğer bugün gerçekten “temiz eller” diye anılabilecek bir süreç yaşanıyorsa, bunun kalıcı başarıya dönüşmesinin tek şartı vardır: Hukukun aynı kararlılıkla, aynı tarafsızlıkla ve aynı cesaretle yoluna devam etmesi.
Çünkü güçlü devlet, suçun büyüklüğünden korkmayan; güçlü adalet ise suçlunun kimliğine bakmayan devlettir.