Tarih, CHP’den kopanların neden kalıcı olamadığını anlatıyor… Şimdi aynı hikâye yeniden mi yazılıyor?

Siyasette bazı anketler yalnızca rakam vermez; yaklaşan depremin fay hatlarını da gösterir. Saros Araştırma’nın son çalışması da tam olarak böyle bir anket.

Whatsapp Image 2026 07 19 At 14.07.11

AK Parti yüzde 33,8 ile açık ara birinci parti görünürken, CHP 22,9 seviyesinde bulunuyor. Ancak araştırmanın en dikkat çekici bölümü, henüz resmen kurulmamış olmasına rağmen Özgür Özel’in “Yeni Parti”si için ölçülen yüzde 5,9’luk potansiyel.

İlk bakışta bu oran küçük görülebilir.

Oysa Türk siyasetinde bazen beş puan, iktidarı belirler.

Çünkü mesele yalnızca Yeni Parti’nin ne kadar oy alacağı değildir.

Asıl soru şudur:

Bu oylar kimden gelecek?

Anket, bu desteğin önemli bölümünün CHP seçmeninden geleceğini düşündürüyor. Yani Yeni Parti, muhalefete yeni seçmen kazandırmaktan çok, mevcut muhalefet tabanını yeniden paylaşacak gibi görünüyor.

İşte tam bu noktada siyaset, matematikten ayrılıyor.

Toplam oy aynı kalsa bile parçalanan yapı, seçim sisteminde güç kaybedebiliyor.

Türkiye’nin yakın siyasi tarihi bunun sayısız örneğiyle dolu

Siyasetin en acı gerçeği: Bölünmek büyütmez

Türk siyasetinde bir partiden koparak yeni bir hareket kurmak yeni bir fikir değil.

Ancak özellikle CHP çizgisinden ayrılarak kurulan partilerin hikâyeleri dikkatle incelendiğinde ortak bir sonuç ortaya çıkıyor.

Yeni parti kuruluyor.

İlk günlerde büyük heyecan oluşuyor.

Kamuoyunda geniş yer buluyor.

Anketlerde dikkat çeken oranlar yakalanıyor.

Fakat zaman geçtikçe seçmen “aynı hikâyenin farklı versiyonu” olarak gördüğü hareketlere kalıcı destek vermiyor.

Çünkü insanlar yalnızca yeni bir genel başkan değil, yeni bir siyaset görmek istiyor.

İlk büyük ayrılık: Turhan Feyzioğlu örneği

CHP’de yaşanan ilk büyük kopuşlardan biri 1972 yılında yaşandı.

İsmet İnönü’nün yerine Bülent Ecevit’in genel başkan seçilmesi üzerine Turhan Feyzioğlu ve arkadaşları CHP’den ayrılarak Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) saflarında siyaset yapmaya başladı.

Dönemin çok güçlü isimlerini bünyesinde toplayan bu hareket, başlangıçta CHP’nin alternatifi olarak gösterildi.

Ancak seçmen CHP’nin yerine yeni bir merkez oluşturmadı.

CGP giderek küçüldü ve siyasi etkisini kaybetti.

1980 sonrası sol kendi içinde parçalandı

12 Eylül darbesinden sonra sosyal demokrat hareket yeniden şekillenirken parçalanma daha da büyüdü.

SODEP…

Halkçı Parti…

SHP…

Yeniden açılan CHP…

Ve Bülent Ecevit’in DSP’si…

Aynı siyasi tabana hitap eden çok sayıda parti ortaya çıktı.

Her biri “gerçek sosyal demokrasi” iddiasıyla yola çıktı.

Fakat yıllarca birbirlerinin oylarını tükettiler.

Türkiye’de merkez solun uzun süre iktidar alternatifi oluşturamamasının en önemli nedenlerinden biri de bu parçalanmış yapı oldu.

DSP istisna mıydı?

Bazıları Bülent Ecevit’in DSP’sini örnek gösterebilir.

Gerçekten de DSP 1999 seçimlerinde birinci parti oldu.

Ancak bu başarı sadece yeni kurulan bir partinin yükselişi değildi.

O dönemde Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının oluşturduğu siyasi atmosfer, Ecevit’in devlet adamı kimliği ve kişisel karizması belirleyici oldu.

Nitekim Ecevit’in aktif siyasetten çekilmesinin ardından DSP çok kısa sürede eridi.

Bugün Türk siyasetinde sembolik bir noktada bulunuyor.

Bu da gösteriyor ki kalıcı olan parti değil, büyük ölçüde liderdi.

Yakın tarihte de sonuç değişmedi

Son on beş yılda CHP’den doğan yeni siyasi hareketlerin hemen hepsi benzer bir kader yaşadı.

Emine Ülker Tarhan’ın büyük umutlarla kurduğu Anadolu Partisi, ilk seçimini bile göremeden dağıldı.

Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi, kamuoyunda ses getirmesine rağmen beklenen toplumsal karşılığı bulamadı ve siyasi ömrü kısa sürdü.

Muharrem İnce’nin Memleket Partisi ise belki de son yılların en dikkat çekici örneğiydi.

Cumhurbaşkanlığı seçimindeki yüksek kişisel desteğini partiye dönüştürmek istedi.

Ancak zaman içinde görüldü ki seçmen, İnce’yi sevse bile CHP’nin yerine yeni bir merkez oluşturmaya ikna olmadı.

Bugün gelinen noktada Memleket Partisi’nin etkisi, ilk kurulduğu günlerin çok uzağında.

Tarih aynı dersi tekrar tekrar veriyor.

CHP’den kopan hareketler ses getiriyor.

Ancak CHP’nin yerine geçemiyor.

Yeni Parti’nin önündeki en büyük sınav

Bugün Özgür Özel’in kuracağı Yeni Parti tam da bu tarihsel mirasın üzerine geliyor.

Üstelik bu kez tablo daha da zor.

Çünkü yalnızca yeni bir parti kurulmayacak.

CHP’nin teşkilatları bölünecek.

Milletvekilleri tercih yapmak zorunda kalacak.

Belediye başkanları saf belirleyecek.

İl ve ilçe örgütleri yeniden şekillenecek.

Yani enerji, iktidarla mücadeleye değil, içeride yaşanacak güç savaşına harcanacak.

Siyaset tarihinde bunun kazandırdığı çok az örnek vardır.

Kaybettirdiği ise oldukça fazladır.

Anketin asıl mesajı rakamlarda gizli değil

Saros’un araştırmasında dikkat çeken sadece Yeni Parti’nin yüzde 5,9’u değildir.

AK Parti’nin hâlâ yüzde 33,8 ile açık ara birinci parti olmasıdır.

Muhalefet cephesinde ise aynı seçmen kitlesine hitap eden yeni bir yapı ortaya çıkmaktadır.

Bu tablo iktidarın oyunu artırmasa bile muhalefetin rekabet gücünü azaltabilir.

Çünkü seçimler yalnızca oy toplamıyla değil, oyların nasıl dağıldığıyla kazanılır.

Türkiye’nin seçim sistemi, parçalanan blokları ödüllendirmekten çok, güçlü ve birleşik yapıları avantajlı hâle getiriyor.

Peki bu kez farklı olabilir mi?

Elbette olabilir.

Siyasette hiçbir sonuç önceden garanti değildir.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için Yeni Parti’nin yalnızca yeni bir tabela olmaması gerekir.

Yeni bir program…

Yeni bir kadro…

Yeni bir siyaset dili…

Yeni bir ekonomi vizyonu…

Yeni bir devlet tasavvuru…

Kısacası seçmene, “Biz CHP’nin devamı değiliz; yeni bir hikâyeyiz.” diyebilmesi gerekir.

Aksi hâlde tarih yeniden tekerrür edecektir.

DEMEM O Kİ;

Saros Araştırma’nın anketi, aslında yalnızca bugünün fotoğrafını çekmiyor.

Aynı zamanda Türk siyasetinin önündeki yol ayrımını da gösteriyor.

Bir tarafta yüzde 33,8 ile hâlâ birinci parti olan AK Parti…

Diğer tarafta kendi içinde yeni bir bölünmeye hazırlanan muhalefet…

Ve tarihin tekrar tekrar verdiği aynı uyarı:

CHP’den koparak kurulan partiler bugüne kadar büyük heyecanlar oluşturdu; ancak kalıcı bir siyasi merkez olmayı başaramadı.

Şimdi gözler Yeni Parti’de.

Çünkü bu kez sınanacak olan yalnızca yeni bir parti değil; Türk siyasetinin onlarca yıldır değişmeyen ezberi olacak. Eğer bu ezber bozulursa yeni bir dönem başlayabilir. Bozulmazsa, siyasi tarih bir kez daha aynı cümleyi yazacaktır:

“Bölünerek iktidar olunmuyor.”