Keçiören Belediyesinde çalışanlara yönelik uyuşturucu taramasının ardından ortaya çıkan tablo ve sürecin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca adli boyuta taşınması, Türkiye'nin uzun süredir kararlılıkla mücadele ettiği uyuşturucu tehdidinin yalnızca belirli çevrelerin ya da belirli yaş gruplarının meselesi olmadığını bir kez daha gösteriyor.

Uyuşturucu bugün sadece bir asayiş sorunu değildir. Bir sağlık sorunu olduğu kadar aile meselesidir; eğitim meselesidir, toplumsal güvenlik meselesidir ve hepsinden önemlisi gelecek nesiller meselesidir.

Bu nedenle son dönemde uyuşturucu ticaretine, kullanımına ve bu suçtan beslenen yapılara karşı gerçekleştirilen operasyonları yalnızca yakalanan kişi veya ele geçirilen madde miktarı üzerinden değerlendirmek eksik kalır.

Her operasyonun arkasında çok daha büyük bir amaç vardır: Bir gencin uyuşturucuyla hiç tanışmamasını sağlamak. Bir aileyi evladını bağımlılığa kaybetmekten korumak. Suç örgütlerinin gençler üzerinden kurduğu kirli düzeni bozmak.

ASIL BAŞARI, GENÇLERİ UYUŞTURUCUYLA HİÇ TANIŞTIRMAMAKTIR

Uyuşturucuyla mücadelede güvenlik güçlerinin ve adli makamların yürüttüğü çalışmalar kuşkusuz vazgeçilmezdir. Arzı sağlayan suç örgütleriyle mücadele edilmeden, sokaktaki uyuşturucu ağı dağıtılmadan ve uyuşturucudan elde edilen suç gelirlerinin üzerine gidilmeden bu tehdidin önüne geçilemez.

Ancak mücadelenin ikinci ve belki de daha uzun vadeli cephesi gençlerimizi uyuşturucuya yönelten zemini ortadan kaldırmaktır.

Çünkü bir genci bağımlılıktan kurtarmak çok kıymetlidir; fakat onu uyuşturucuyla hiç tanışmayacağı kadar güçlü, bilinçli ve sağlam yetiştirmek çok daha büyük bir kazanımdır.

Bugünün gençleri geçmiş kuşakların karşılaşmadığı ölçüde yoğun bir etki alanının içinde büyüyor. Sosyal medya, dijital kültür, hızlı tüketim alışkanlıkları, kolay haz arayışı, yanlış arkadaş çevreleri ve kimi zaman uyuşturucu kullanımını sıradanlaştıran içerikler çocukların ve gençlerin dünyasına çok erken yaşlarda ulaşabiliyor.

Bu nedenle mücadele karakolda veya adliyede başlayamaz. Çok daha önce, evde ve okulda başlamalıdır.

ÇOCUKLARIMIZA SADECE “YAPMA” DEMEK YETMEZ

Bir çocuğu kötü alışkanlıklardan korumanın yolu yalnızca yasaklardan geçmez.

Çocuğun hayatında güçlü bağlar kurmak gerekir. Ailesine aidiyet hissetmesi, kendisini değerli görmesi, doğru arkadaşlıklar kurması, sporla, sanatla, bilimle, kültürle meşgul olması gerekir.

Ve bütün bunların yanında ona sağlam bir ahlaki pusula kazandırmak gerekir.

Çünkü insanı bazı yanlışlardan yalnızca ceza korkusu uzak tutmaz. Bazen kimsenin görmediği yerde onu durduran şey vicdanıdır.

İşte manevi değerlerin önemi tam burada ortaya çıkıyor.

MANEVİ DEĞERLER BİR KORUMA KALKANIDIR

Maneviyatı yalnızca birtakım kurallar bütünü olarak çocuklara aktarmak yeterli değildir. Asıl mesele; onlara hayatın bir anlamı olduğunu, bedenlerinin ve akıllarının kendilerine verilmiş bir emanet olduğunu, iradelerini korumanın bir değer taşıdığını anlatabilmektir.

İnanç; insanın yalnız olduğu anlarda da kendisine sınır çizebilmesini sağlayan güçlü dayanaklardan biridir.

Dinimizin aklı ve bedeni korumaya verdiği önem, sarhoş edici ve insan iradesini ortadan kaldıran maddelere yönelik kesin tavrı da bu açıdan son derece anlamlıdır.

Fakat gençlere manevi değerleri aktarırken korku dilinden çok anlam diline ihtiyacımız var.

“Neden yapmamalıyım?” sorusunun cevabını bilen; kendisine, ailesine, toplumuna ve Rabbine karşı sorumluluk hisseden bir genç, karşısına çıkan tehlikelere karşı çok daha güçlü bir iç direnç geliştirebilir.

DEVLET MÜCADELE EDERKEN AİLE DE SORUMLULUK ALMALI

Uyuşturucu satıcısını yakalamak devletin görevidir. Uyuşturucu ağlarını dağıtmak güvenlik güçlerinin, suçun karşılığını vermek yargının görevidir.

Ancak çocuklarımızın hayatındaki boşlukları devlet tek başına dolduramaz.

Burada aileye, öğretmene, okula, yerel yönetimlere, spor kulüplerine, sivil toplum kuruluşlarına ve toplumun bütün kesimlerine görev düşüyor.

Çocuğumuzun hangi arkadaşlarla vakit geçirdiğini bilmek, davranışlarındaki ani değişimleri fark etmek, onunla konuşabilecek bir ilişki kurmak, ekran başında karşılaştığı dünyadan haberdar olmak artık yalnızca iyi ebeveynliğin değil, koruyucu mücadelenin de parçasıdır.

Gençlerimizi uyuşturucudan korumak istiyorsak hayatlarının içine uyuşturucudan daha güçlü şeyler koymak zorundayız:

Aile bağı, aidiyet, hedef, spor, eğitim, arkadaşlık, sorumluluk, ahlak ve maneviyat.

SORUNU GÖRMEK DE MÜCADELENİN BİR PARÇASIDIR

Keçiören'de yaşanan sürecin önemli taraflarından biri de budur.

Bir kamu kurumunda muhtemel uyuşturucu kullanımının araştırılması, elde edilen bulguların görmezden gelinmemesi ve meselenin adli mercilere intikal etmesi, “sorunu saklamak” yerine “sorunla yüzleşmek” anlayışının örneğidir.

Uyuşturucu konusunda toplum olarak da aynı cesarete ihtiyacımız var.

Bağımlılığı yalnızca “başkalarının çocuklarının başına gelen” bir sorun olarak gördüğümüz sürece yeterince güçlü bir koruma sistemi kuramayız.

Bu tehlike karşısında ne aileler “bizim evde olmaz” rehavetine kapılmalı ne kurumlar itibar kaygısıyla problemleri halının altına süpürmelidir.

Erken fark etmek, müdahale etmek ve gerektiğinde tedavi ile rehabilitasyon mekanizmalarını devreye sokmak hayat kurtarabilir.

BU MÜCADELENİN SONUNDA KORUNAN ŞEY İNSANDIR

Uyuşturucuya karşı yürütülen her operasyon önemlidir.

Her dağıtılan satış ağı, her kesilen uyuşturucu sevkiyatı, her çökertilen suç yapılanması gençlerimizin önündeki bir tehlikenin daha ortadan kaldırılması anlamına gelir.

Fakat nihai hedef yalnızca suçluyu yakalamak değildir.

Hedef; uyuşturucu satıcısının müşteri bulamadığı, gençlerin uyuşturucuya ihtiyaç duymayacak kadar hayata bağlı olduğu, ailelerin çocuklarıyla güçlü ilişkiler kurduğu ve toplumun ahlaki değerlerini yeni nesillere aktarabildiği bir sosyal yapı oluşturmaktır.

Devlet suçla mücadele edecek.

Yargı üzerine düşeni yapacak.

Güvenlik güçleri uyuşturucu ağlarının peşini bırakmayacak.

Okullar bilinçlendirecek, aileler çocuklarına sahip çıkacak, toplum ise gençlerine yalnız olmadıklarını hissettirecek.

Ve bütün bunların yanında çocuklarımızın kalbine güçlü bir vicdan, sorumluluk duygusu ve manevi istikamet kazandıracağız.

Çünkü uyuşturucuyla mücadele yalnızca bugünün suçuyla mücadele değildir.

Bu mücadele, yarının Türkiye'sini nasıl bir nesle emanet edeceğimizin mücadelesidir.