Gerçekten inanmakta zorlanıyorum...
Türkiye'de yıllardır konuşmadığımız, "bizde olmaz" dediğimiz ne varsa, sanki birer birer önümüze geliyor. Şimdi de Ağrı'da ortaya çıkan ve kamuoyunda büyük tepkiye neden olan "kadın sünneti" paylaşımı...
Bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanının sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım, kısa sürede ülke gündemine oturdu. Olayın ardından Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) harekete geçmesi, ilgili tabip odasının disiplin soruşturması başlatması ve idari-hukuki sürecin işletildiğinin açıklanması, meselenin ne kadar ciddi görüldüğünü açıkça ortaya koyuyor.
Burada kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini savunmuyorum. Hukuki süreç tamamlanmadan kesin hüküm vermek doğru değildir. Ancak ortada cevabı verilmesi gereken çok ciddi sorular olduğu da inkâr edilemez.
Çünkü "kadın sünneti" ifadesi sıradan bir kelime değildir.

Kadın sünneti, kadınların ve kız çocuklarının beden bütünlüğüne yönelik ağır bir saldırı ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin en ağır biçimlerinden biridir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından tıbbi bir gerekliliği bulunmayan zararlı bir uygulama olarak tanımlanan bu müdahale, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal açıdan da kalıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Kadınların temel haklarını ve insan onurunu hedef alan böylesine ağır bir uygulamanın hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılması kabul edilemez. Sağlık hizmetinin temel amacı insan yaşamını ve beden bütünlüğünü korumaktır. Bu nedenle bu tür uygulamaların veya bu izlenimi oluşturabilecek ifadelerin toplumda normalleştirilmesine asla izin verilmemelidir.
Dünya Sağlık Örgütü'nün "Kadın Genital Mutilasyonu (FGM)" olarak tanımladığı bu uygulama, uluslararası kuruluşlar tarafından kadınların ve kız çocuklarının beden bütünlüğünü ihlal eden, sağlık açısından ciddi riskler taşıyan ve insan hakları ihlali olarak değerlendirilen bir uygulamadır. Türkiye'de de bu isim altında kabul edilmiş yasal veya tıbbi bir uygulama bulunmamaktadır.
Peki o zaman nasıl oluyor da böylesine ağır bir kavram, sosyal medya üzerinden sanki normal bir tıbbi işlemmiş gibi tanıtılabiliyor?
İşte toplumun tepkisi de tam olarak buna...
Sağlık sektörü, reklam yapılacak bir alan değildir. İnsanların korkularını, hassasiyetlerini ya da bilgi eksikliğini kullanarak dikkat çekmeye çalışmak, hele ki böylesine tartışmalı ifadeler tercih etmek, toplumun sağlık sistemine duyduğu güveni zedeler.
Elbette estetik amaçlı yapılan bazı genital cerrahi işlemler tıpta yer almaktadır. Ancak bu işlemleri "kadın sünneti" olarak adlandırmak; hem kavramsal karmaşaya yol açar hem de kamuoyunda haklı infiale neden olur. Tıp dilinin doğru ve özenli kullanılması, hekimlik mesleğinin temel sorumluluklarından biridir.
Bugün tartışılan yalnızca bir paylaşım değildir.
Bugün tartışılan; hekimlik mesleğinin itibarıdır.
Bugün tartışılan; kadınların beden bütünlüğüne duyulan saygıdır.
Bugün tartışılan; toplumun sağlık sistemine olan güvenidir.
Yıllarca emek vererek mesleğini onuruyla yapan binlerce doktorun emeği, birkaç tartışmalı olay nedeniyle gölgelenmemelidir. Aynı şekilde toplumda infial oluşturan iddialar da "geçiştirilecek bir tartışma" olarak görülmemelidir. Bu nedenle başlatılan disiplin ve hukuki sürecin titizlikle yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Benim beklentim nettir.
Soruşturma en ince ayrıntısına kadar yürütülsün.
Kamuoyu şeffaf biçimde bilgilendirilsin.
Eğer etik ya da hukuki bir ihlal varsa gereken neyse yapılsın; eğer yanlış anlaşılma söz konusuysa o da açık biçimde ortaya konulsun.
Çünkü bu mesele sadece bir doktorun paylaşımından ibaret değildir.
Bu mesele, kadınların temel haklarını, insan onurunu ve toplumun ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir.
Ve unutulmamalıdır ki; sağlıkta güven bir kez sarsıldığında, onu yeniden inşa etmek yıllar alır. İşte bu yüzden böylesine hassas konularda herkesin, özellikle de sağlık camiasının, bilimsel gerçeklere, tıp etiğine ve hukukun çizdiği sınırlara azami özen göstermesi gerekir.