Ahbap Derneği soruşturmasını günlerdir yakından takip ediyorum. Her sabah "Bugün artık bu konuyu yazmayacağım." diyorum. Fakat daha gün bitmeden öyle yeni gelişmeler yaşanıyor ki, insan ister istemez yeniden kalemi eline almak zorunda kalıyor. Çünkü bu artık sıradan bir soruşturma değil. Milyonlarca insanın vicdanına dokunan, deprem döneminde toplanan milyarlarca liralık bağışların akıbetine ilişkin iddiaların araştırıldığı son derece önemli bir dosyadan bahsediyoruz.

Soruşturmanın ilk günlerinden bu yana dosyaya her gün yeni isimler ekleniyor. Geçtiğimiz günlerde gazeteciler Ece Üner, Fatih Portakal, Athena Gökhan, sunucu Öykü Serter ve avukat Feyza Altun'un ifadelerine başvuruldu. Şimdi ise oyuncu Hazal Kaya, gazeteciler Fatih Altaylı, Ruşen Çakır ve Özlem Gürses, komedyen Şahan Gökbakar ile sosyal medya fenomeni Fatih Koparan'ın da ifadeye çağrıldığı kamuoyuna yansıdı.

İfadeye çağrılan isimlerin vereceği açıklamalar elbette yargı süreci açısından önemlidir. Ancak kamuoyunun dikkatini çeken başka bir nokta var.
O da yıllarca Ahbap'a destek veren, ekranlardan, sosyal medya hesaplarından insanlara "Ahbap'a bağış yapın" çağrısı yapan bazı isimlerin bugün verdikleri ifadelerde "Biz de kandırıldık." demeleri...
İnsan gerçekten hayret ediyor.
Yıllarca araştırmacı gazetecilik yaptığını söyleyenler...
Her konuda günlerce yayın yapanlar...
En küçük bir iddiayı bile manşetlere taşıyanlar...
Milyarlarca liralık bağış toplanırken bir kez olsun "Bu paralar nasıl kullanılıyor?", "Denetim mekanizması nasıl işliyor?", "Toplanan yardımların tamamı yerine ulaştı mı?" diye neden sormadı?
Bugün dönüp "Kandırıldık." demek, kamuoyunun vicdanını rahatlatmaya yetiyor mu?
Gazetecilik sadece mikrofon uzatmak değildir.
Gazetecilik; gerektiğinde en güçlü isimlere bile hesap sorabilmektir.
Ben Haluk Levent'i şahsen tanımama rağmen o günlerde televizyon programımda bu konuyu defalarca gündeme taşıdım. Günlerce, haftalarca hatta aylarca ekranlarda bağışlarla ilgili sorular sordum. Mağdur olduğunu söyleyen insanları canlı yayına çıkardım. Kamuoyunun bilmesi gereken iddiaları haber yaptım.
O gün sessiz kalanlar bugün "Biz de kandırıldık." diyorsa, kamuoyunun da bunu sorgulama hakkı vardır.
Bir başka dikkat çeken gelişme ise Haluk Levent'in Instagram hesabından yaptığı uzun açıklama oldu. Haluk Levent, mahkemede aklanacağını, Ahbap'a gelen bağışların tamamının yerine ulaştığını savundu. Kendisine yönelik suçlamaların haksız olduğunu ileri sürdü, soruşturmanın siyasallaştırıldığını iddia etti ve İçişleri Bakanlığı'nın denetim raporlarını açıklaması gerektiğini söyledi.
Elbette herkesin kendisini savunma hakkı vardır.
Ancak aynı şekilde milyonlarca bağışçının da cevap bekleyen soruları vardır.
Bu soruların cevabını artık sosyal medya değil, mahkemeler verecektir.

BERKANT ACİL YAZIŞMALARI DOSYANIN EN ÇOK KONUŞULAN BAŞLIKLARINDAN BİRİ OLDU
Soruşturmanın en çok tartışılan başlıklarından biri de Haluk Levent'in kardeşi Berkant Acil'e ait olduğu öne sürülen WhatsApp yazışmaları oldu. Basına yansıyan haberlerde yer alan mesajlar; milyonlarca liralık çekler, ödeme talepleri, küfürlü ifadeler ve tehdit içerdiği iddia edilen konuşmalar nedeniyle kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Haberlere göre Berkant Acil'in, 29 milyon liralık bir çekin ödenmesine ilişkin ekran görüntüsünü Haluk Levent'e gönderdiği, kendisine ulaşamayınca farklı kayıtlı bir numaraya yeniden yazdığı ve buna karşılık "New York'tayım, Yeliz hepsini halledecek." şeklinde bir cevap aldığı öne sürüldü. Ardından iki kardeş arasında ağır hakaretlerin yer aldığı mesajlaşmaların bulunduğu da iddialar arasında yer aldı.
Yine basına yansıyan yazışmalarda, "Zodiac" adıyla kayıtlı yabancı bir numaradan Berkant Acil'e tehdit içerikli mesajlar gönderildiği, bu mesajlarda çekler ve Ahbap üzerinden yapıldığı öne sürülen işlemlerin ifşa edileceğine dair ifadelerin bulunduğu iddia edildi. Söz konusu yazışmaların gerçekliği, kapsamı ve hukuki değeri devam eden soruşturma ve yargılama sürecinde değerlendirilecektir.
Kamuoyu doğal olarak şu soruların cevabını bekliyor:
Bu yazışmaların tamamı doğru mu?
Çeklerin mahiyeti neydi?
Mesajlarda adı geçen kişiler ve işlemler ne anlama geliyor?
Bu iddiaların soruşturma dosyasındaki karşılığı nedir?
Bu soruların cevabını sosyal medya veremez. Televizyon tartışmaları da veremez. Cevabı verecek tek makam bağımsız yargıdır.
Bütün bunlar yaşanırken dosyada tutuklu sayısının arttığına ilişkin bilgiler de kamuoyuna yansıdı. Her geçen gün yeni ifade işlemleri, yeni iddialar ve yeni belgeler konuşuluyor.
İşte tam da bu nedenle kimsenin peşin hüküm vermemesi gerekiyor.
Ne "kesin suçludur" demek doğrudur...
Ne de hiçbir şey olmamış gibi davranmak...
Bu dosya artık yalnızca birkaç kişinin meselesi değildir.
Bu dosya, depremde gözyaşı dökerek yardım yapan milyonlarca vatandaşın vicdanını ilgilendiren bir dosyadır.
Bugün herkes konuşuyor.
Kimisi "kandırıldık" diyor...
Kimisi "aklanacağım" diyor...
Kimisi susuyor...
Kimisi ise yıllar sonra konuşmaya başlıyor.
Fakat unutulmaması gereken tek bir gerçek var:
Mahkemeler konuşmadan hiç kimse hakkında kesin hüküm kurulamaz.
Ama kamuoyu adına soru sormak da gazeteciliğin en temel görevidir.
Ben dün de bu soruları sordum.
Bugün de sormaya devam ediyorum.
Yarın da sormaya devam edeceğim.
Çünkü gerçeklerin ortaya çıkmasını istemek suç değildir.
Asıl önemli olan, depremde umut diye toplanan her kuruşun hesabının eksiksiz verilmesidir.
Eğer ortada hiçbir usulsüzlük yoksa, bunu en güçlü şekilde yine mahkemeler ortaya koyacaktır.
Eğer suç işlendiği yargı kararıyla tespit edilirse de, kim olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir.
Türkiye'nin beklediği şey tam da budur.
Adalet...
Ve gerçeğin bütün çıplaklığıyla ortaya çıkması...