Ahbap Derneği ve Haluk Levent dosyasında neredeyse her gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Dün "olamaz" denilenler bugün soruşturma dosyalarına giriyor, kamuoyunun gündemine yeni iddialar düşüyor. Yaşananlar artık sıradan bir adli soruşturmanın çok ötesine geçmiş durumda.

Hepimiz hatırlıyoruz…
6 Şubat depremlerinin ardından sosyal medyada "Yarseli Barajı patladı" yönünde paylaşımlar yapıldı. O gün canını kurtarmaya çalışan depremzedeler, enkazdan kaçarken bir de baraj paniği yaşadı. Sonradan bu iddianın gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. O paylaşımlar nedeniyle Babala TV kurucusu Oğuzhan Uğur hakkında dava açıldı ve günlerce kamuoyu bunu konuştu.
Bugün ise aynı Oğuzhan Uğur, Ahbap Derneği'ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan isimlerden biri oldu.
Savcılık ifadesinde suçlamaları reddetti. Haluk Levent ile ticari bir ilişkisi olmadığını, derneğin mali işleyişini bilmediğini, kendi hesapları üzerinden bağış toplamadıklarını ve herhangi bir usulsüzlük içinde yer almadığını savundu. Ayrıca Haluk Levent ile yaşadığı kişisel kırgınlığı da anlattı. Bütün bu açıklamalar elbette yargılama sürecinde mahkeme tarafından değerlendirilecek savunmalardır.
Ancak dosyadaki tek dikkat çekici gelişme bu değil.
Tutuklu bulunan Haluk Levent'in kamuoyuna yönelik yayımladığı mektup da çok konuşuldu.
Mektubunda geçmişte borsa, iddia ve kumar nedeniyle ciddi maddi kayıplar yaşadığını anlattı. Kişisel borçlarını çevirebilmek amacıyla Ahbap Derneği'nden usulüne uygun olmayan şekilde borç aldığını ifade ettiğini belirtti. Bu borcu geri ödemek için altın, tapu devri ve nakit hazırlığı yaptığını, ancak gözaltı süreci nedeniyle işlemleri tamamlayamadığını savundu.

Yine aynı mektubunda Ahbap bağışlarının kişisel menfaat amacıyla kullanılmadığını öne sürdü. Daha önce yapılan denetimlerde bu hususların raporlara geçtiğini iddia etti ve dernek yöneticilerinin serbest bırakılmasını istedi.
Bu açıklamaların tamamı Haluk Levent'in kendi savunmalarıdır. Dosyadaki iddiaların doğruluğu ve hukuki sorumluluklar ise devam eden yargılama sonunda ortaya çıkacaktır.
Fakat kabul edelim ki...
Bir dönem milyonlarca insanın güvenerek bağış yaptığı, deprem günlerinde adeta umut kapısı olarak görülen Ahbap Derneği bugün Türkiye'nin en çok konuşulan soruşturma dosyalarından biri hâline geldi.
Her geçen gün yeni isimler, yeni ifadeler, yeni belgeler ve yeni iddialar gündeme geliyor.
Bu dosya artık sadece birkaç kişinin yargılanmasından ibaret değildir.
Bu dosya; milyonlarca vatandaşın yaptığı bağışların akıbetini, yardım kuruluşlarına duyulan güveni ve toplum vicdanını ilgilendiriyor.
Hiç kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez.
Ama hiç kimse de "sorgulanamaz" değildir.
Bağış yapan milyonlarca insanın en doğal hakkı; verdikleri her kuruşun nereye harcandığını, hangi hesaplardan geçtiğini ve tüm işlemlerin hukuka uygun olup olmadığını bilmektir.
Türk yargısının deneyimli hâkim ve savcılarının, dosyadaki tüm iddiaları, savunmaları, belgeleri ve delilleri en ince ayrıntısına kadar değerlendireceğine inanıyorum.
Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.

Çünkü adalet gecikebilir...
Ama toplumun vicdanını rahatlatacak tek şey, şeffaf, tarafsız ve hukuka uygun şekilde yürütülen bir yargılama sürecidir.
Şimdi herkes aynı sorunun cevabını bekliyor:
Gerçekten ne oldu?
Bu sorunun cevabını ne sosyal medya verebilir ne de ekranlarda yapılan tartışmalar...
Son sözü yine bağımsız Türk yargısı söyleyecektir.