Tarih, sadece savaşları ve antlaşmaları yazmaz, toplumların maruz kaldığı büyük akıl tutulmalarını, organize algı operasyonlarını ve bu operasyonların geride bıraktığı manevi enkazları da kaydeder.
Bugün tam da böyle bir kırılma noktasının, toplumsal vicdanı derinden yaralayan bir tiyatronun son perdesini izliyoruz.

O büyük deprem felaketinin yaşandığı, canımızın burnumuzda olduğu günlerde birileri el birliğiyle düğmeye basmıştı. Hedef basitti, asırlık çınarımız Kızılay’ı kötü göstermek, devleti acizlikle suçlamak ve milletin merhamet duygusunu, samimi yardımlarını ekranlarda parlatılan bir yapıya, AHBAP’a yönlendirmek.
İçinde sanatçıların, siyasetçilerin, ekran yüzlerinin olduğu devasa bir koro, hep bir ağızdan aynı nakaratı seslendiriyordu. O fırtınalı süreçte Kızılay Başkanı istifa etmek zorunda kaldı, kurum haksız bir linç kültürüyle karşı karşıya bırakıldı.

Peki, koparılan o fırtınanın ardındaki büyük günah neydi?

Neymiş efendim, Kızılay çadır satmış. Bilinen ama kasten çarpıtılan gerçeği bir kez daha, tane tane anlatalım.
Kızılay’ın iştiraki olan Çadır AŞ var. Bu şirketin varlık sebebi ticari bir tüzel kişilik olarak çadır üretmek ve bunu Kızılay başta olmak üzere talep eden her kuruma satmaktır. Deprem zamanı ekranlarda boy gösterip para toplayan organizasyonlar, bu parayı depremzede için harcamak, gidip çadır veya konteyner satın almak zorundaydı.
Kızılay’ın fabrikası neden çadır satmasın? Dünyanın neresinde bir üretim tesisi, parasını verip ihtiyacı karşılamak isteyene mal vermez?

Ama dert üzüm yemek değildi, dert bağcıyı dövmek, Kızılay üzerinden devleti itibarsızlaştırmaktı. Plan tıkır tıkır işledi, Kızılay karalandı, paralar çuvallarla malum organizasyona aktı.

İşte tam bu noktada sistem farklılaşmaya, kokular yükselmeye başladı ve bugün polisle adliye, işte bu farklılaşmanın kodlarını çözüyor.
AHBAP soruşturması tüm hızıyla devam ederken adalet koridorlarında şu can alıcı sorular cevap arıyor:

Bir: Ekranlarda, sosyal medyada şov yapılarak toplanan o devasa paralar gerçekten nereye harcandı?

İki: Buraya gelen, arkası karanlık, şaibeli para transferlerinin kaynağı neresi ve bu paralar hangi amaçla gönderildi?

Üç: Gazetemiz Diriliş Postası’nın manşetinde yer alan, Genel Yayın Müdürümüz Ersoy Dede’nin o ses getiren haberinde açıkça sorduğu gibi; acaba bu paralar siyasetin finansmanı için mi kullanıldı?

Bu sorular geçiştirilemez, milletin cebinden, yetimin hakkından çıkan tek bir kuruşun bile hesabı sorulmalıdır.

Burada adaletin tecellisi için gövdesini taşın altına koyan bir isme, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e kocaman bir alkış gerekiyor. Göreve geldiği ilk günden bu yana faili meçhullerin, karanlık noktada kalmış şaibeli cinayetlerin ve suikastların üzerine ucu nereye dayanırsa dayansın, sonuna kadar gidiyor.
Adliyede başlayan bu "Temiz Eller" operasyonu, görünen o ki daha çok can yakacak ve derinlere uzanacak.

Ancak bu madalyonun hukuki yüzü. Bir de toplumsal vicdanda açılan o derin yaralar var ki asıl tamiri imkansız olan da burası.
Depremzedeye ekmek, yetime hırka olmak için çırpınan bir milletin en saf, en temiz duygusu olan yardımlaşma hissi zayıflatıldı.
İnsanların içindeki güven duygusu hunharca katledildi.
En büyük zarar paranın kaybolması değil, bu manevi yıkımın gelecek nesillerin ruhuna sirayet etmesidir.
Yarın bir gün gerçekten bir afet olduğunda, insanlar dönüp arkasına bakmaya korkar hale getirildi.

Geçmişinde dolandırıcılıktan iki defa hüküm giymiş, cezaevinde yatmış bir şahsa bu ülkede "en güvenilir insan" muamelesi yapıldı. Koskoca devlet kurumları bir kalemde silinip, bu dolandırıcılık şebekesinin, bu karanlık yapının önüne milyar liralar akıtıldı.

Bunun adı en hafif tabirle akıl tutulmasıdır. Anadolu’nun o muazzam ferasetiyle söylersek Tilkiyi kümese müdür yapmışlar.

Tilkiden adalet, kurttan merhamet dilenenler, bu çarkın dönmesine el birliğiyle lojistik destek sağlayanlar, ekranlardan bu tiyatroya alkış tutanlar tarihin sayfalarına kara birer leke olarak geçeceklerdir. Kulun adaleti şaşsa da ilahi adalet asla şanından geri kalmaz o terazi bir gün herkesi tartar.

Kümese müdür yapılan tilkilerin devri, adalet duvarına çarpana kadardır.

Milletin merhametini dolandıran kim olursa olsun, ahbabı, çavuşu gün gelir o merhametin gölgesine bile muhtaç kalır.