Vehimle hep eşikte yaşamak

Edebiyatın “eşikteki ufkî adam”ı Ahmet Hamdi Tanpınar, altmış yıl önce “yalnız” ve uğradığı “sükût suikastını” diriliş saatine uyarlayarak öte âleme göçtü. Araf’ta yaşayarak tevarüs eden kültür ve medeniyetle barışma serenadını, Beyoğlu’nda yaslandığı fikrî ve yeni hayat tasavvurunun öncelikli olduğu muhitte yazdı. Narmanlı Han’da yazdıkları Fatih’te, Kocamustafapaşa ve Üsküdar’da hatta İcadiye’de duyuldu mu bilmiyorum. Bildiğimiz ve edebiyat tarihçilerinin de ileride yazacaklarını umduğumuz hakikat, vefatından yaklaşık 10-15 yıl sonra Mehmet Kaplan, Birol Emil, Zeynep Kerman, İnci Enginün, Orhan Okay, Handan İnci, Abdullah Uçman ve diğer pek çok öğrencisinin yaptıkları çalışmalarla Ahmet Hamdi Tanpınar’ın edebiyat dünyasında kanonik bir unvan sahibi olduğudur. Tanpınar ve eserlerini merkeze alan çalışmalar, Mehmet Kaplan Hoca’nın gayretleri ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde başlatıldı. Tanpınar mayasını Erzurum Üniversitesi’ne taşıyan da Kaplan Hoca oldu. Hoca’nın İstanbul’a dönmesinden sonra Birol Emil ve “Bir Hülya Adamının Romanı”nı yazan Orhan Okay Erzurum’da Tanpınar’ı öğrencilerine aktardı. Lisans bitirme ve yüksek lisans tezlerine konu olan Tanpınar hakkında çok sayıda doktora çalışması da yapıldı. Tanpınar’la haşir neşir üniversiteliler mezun olunca öğrendikleri ve okudukları Tanpınar’ı ortaöğretime taşıdılar. Öğretmen olarak Anadolu’ya dağılan öğrenciler, Tanpınar mayasını tüm ülkeye ektiler. Yaşarken “sükût suikastı”na maruz kalan ‘bîçare’ Tanpınar, “çok satanlar kervanında” okurlarının çoğunun sırf moda olduğu için okuduğu ve lisanını anlamadıkları menşur biri oldu. Üslupta zirve isimler arasında zikredilmeyi hak eden Tanpınar’ın diline aşina bir nesil yetiştirme umudumuzu korumaya devam ediyoruz; çünkü Tanpınar, dilin en büyülü kelimeleriyle “başkalarına ait zamanın peşinde” dolaşırken şehir kimliğine, kültürüne, lisanına dair güzellikler sunar. “Zaten Boğaz'da her şey bir akisti. Işık akisti, ses akisti; burada insan bile zaman zaman bilmediği bir yığın şeyin aksi olabilirdi.”

Tanpınar geçmiş birikimi, yaşadığı devri, devrin önemli isimlerini, Avrupa ve Rus edebiyatını iyi biliyordu. Resimden musikiye, mitolojiden evliya menkıbelerine, psikolojiden psikanalize, mimarîden heykele güzel sanatların ve bilimsel gelişmelerin çoğuna vâkıftı. Eski şiirimizin önemli isimlerinden (Şeyhî, Fuzulî, Bakî, Nedim, Nef’î ve Şeyh Gâlib) pek çok şairi çok iyi biliyordu. Öyle ki Huzur romanının kahramanı Mümtaz’a bir Şeyh Galib biyografisi yazma arzusunu dile getirtir. Tanpınar, kültür, sanat ve edebiyat alanlarında engin bir donanıma, bilgi birikimine sahip estet bir düşünce adamıydı. Doğu ve Batı musikisi hayatında önemli bir yer tutardı. Entellektüel* kavramının ihtiva ettiği anlama uygun birikimiyle: "Bizim entellektüellerimizin, sanatkarlarımızın bir vasfı da yerli okumamaları, hatta kendi edebiyatımızın bahsine bile yanaşmamalarıdır" demekten kaçınmaz.

"Bizim, nabzımızı dinleyerek bulduğumuz, şuurunu beraberinde getirdiğimiz, ölçtüğümüz, biçtiğimiz, her şekilde tasarrufa çalıştığımız, her türlü icat, ihtira, ihtiras, vehim, vesvese, şiir ve sanatı, her şeyi içine attığımız halde bir türlü dolduramadığımız zamanın karşısında ne kadar küçüğüz! (...) Sanat, ölümden sonraki hayattır. Her sanat adamı, devrinin kalabalığı içinden kendisini seçecek, dehâsını anlayacak zamanı düşünür. (...) Bu inanış, her kaderin üstündedir."

Tanpınar, kültürel gelenek içinde mistik arayışları olan kendisiyle özdeş kahramanlarıyla ilk hikâyelerinden itibaren başladığı yolculuğu romanlarında da devam ettirir. Anlatılarında muhafazakâr bir gelenek içinde görünür olan kahramanlar hep kıyıda köşede belirsiz bir modernlik, sentetik bir sentez içinde ve yeni hayatın karmaşık, kaotik, girdaplı ruh halleri içinde gidip gelirler. Sarsıntı ve dalgalanmalara maruz bıraktığı kahramanları 'mütecessis', kurcalayıcı kimlikleriyle 'eşikte kalma'ya ve bir yere ait olamamaya devam ederler. Hikâye ve romanlarındaki menkıbevî rivayetler, gelenek, töreler, Şahmeran hikâyeleri, masal kırıntıları ve uyanıkken görülen rüyalarda da net bir kimlik tarifi yapılmaz. Hikâye ve romanlarında büyük meselelerin yükü altında ezilen erkek tipi kendisinden başkası değildir. Ezilen ve hayat gailesi karşısında bunalan erkek tipinin karşısındaki kadınlar da hülyalı ve esrarlı bir alaca karanlıklarda pasif birer varlık olarak arzı endam ederler. O, bir teravih saatinde Sultanahmet Camii’nin avlusunda pencereden içeriye mahcubiyet ve hüzünle bakan arayışın, varamayışın ‘eşikteki’ mutsuz siluetidir.

Hocası Yahya Kemal etkisiyle “eskiye dönük ve geleneğe özlemle bağlı” Tanpınar, daha çok konuşulacağa benzer.

***

*Bu kelime Türkçede ilk Tanpınar’ın kullandığı biçimde kullanılmıştır. Entellektüel kavramı Türkçeleştirilerek münevver karşılığı kullanılacaksa entellektüel şeklinde yazılmalı ve TDK Türkçe Sözlük’te “entel, entelekt, entelektüalizm, entelekya” şeklinde geçen bu terimi “entellik” kelimesinde olduğu gibi düzeltmelidir. Türkiye’nin aydınları ilgili olmasa da münevverleri bu kavrama daha dikkatle yeniden bakmalılar.