Bir arayış devri olarak oruç
Oruç Müslümanların tokluktan uzaklaşarak kimliklerini merhamet ve vicdan ekseninde yeniden uyarma ve uyandırma vakitleridir. Her yıl kimliğini farklı bir zaman diliminde, farklı bir mevsimde, farklı bir ayda, farklı bir günde ve farklı bir vakitte yaşamanın ve yeniden tanımlamanın bir anlamı ve derinliğinin olma ihtimali üzerine yeniden düşünmek gerek. Aklı yitik, gönlü yitik yığınlara eklemlenmeden düşünmek!
Oruç, Müslüman olmak ve neden yeniden Müslüman olduğunun farkına varmaktır. "Siz ey imana ermiş olanlar! Sımsıkı sarılın Allaha ve Peygambere olan inancınıza ve O’nun Peygamberine safha safha indirdiği vahye: Zira Allah’ı, meleklerini, vahiyleri, peygamberleri ve ahiret gününü inkâr eden, gerçekten şiddetli bir sapıklığa düşmüştür” ( Kur’an:4/113). Sıradanlaşmadan ve sıradanlaştırmadan inancını yaşamak, inancının yaşadığı çağın popüler kültürüne, iklimine, yaşama pratiklerine uyarlanarak festivalleştirilmesine izin vermeden, volgarize dindarlığın çarkları arasında silikleştirilmeden yaşanmasını sağlamak. Oruç, dini hakikati anlamak ve gündelik yaşama mihverinin, rutinin, alışkanlıklarının dışına kalben ve zihnen taşınma çabasıdır.
Yaşadığımız karmaşık ve uyumsuz dünyada ait olma iddiasında olduğumuz şuuruyla Müslüman kimliğini neye göre tarif ettiğimizin farkında olmak, dinin tarif ettiği kimlik dışında bir kimlik, sıfat ve aidiyet tanımamaktır oruç. "De ki: ‘Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’tan başka kimseye kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz.’ Ve eğer yüz çevirirlerse de ki: ‘Şâhit olun ki, biz elbette Müslümanlarız’ deyin” (Kur’an:3/64).
İnsan konuşan, akleden, yorumlayan, iman eden ve sorumlulukları olan varlıktır. Avusturyalı psikiyatr Viktor E. Frankl'ın ‘İnsanın Anlam Arayışı’nda "insan nihai anlamda kendini belirleyen bir varlıktır. İnsan var olmakla yetinmez, bunun yerine her zaman için varoluşunun kaderine, bir sonraki anda kendisinin ne olacağına karar verir. İnsan, sıradan bir şey, bir nesne değildir; nesneler birbirini belirler ama insan nihai anlamda kendini belirleyen bir varlıktır" der. Bu tanıma göre akıllı bir varlık olarak varlığın durduğu yer, yaşadığı hayat biçimi (İradi olarak tercihleriyle mi? Birilerine aklını kiralayarak mı?) ve durduğu yer onun kimliğini ve ait olduğu anlam alanını belirleyici olacaktır.
Oruç bu anlam arayışının bir hatırlatıcısı olarak hayatımızda yer almalıdır. Bedenin dürtülerden arınması ve her hangi bir dürtüden ötürü bir başka şeye köle olmamanın anahtarıdır oruç. İnsan oruçla bedenini açlık köleliğinden, zihnini ekonomik kölelikten ve diğer beşerî öykünme arzularından arındırabilir. Oruç ayını oruç bilinci ile yaşamak, insanı köleleştirmeye yönelten çağın her türden enstrümanını etkisiz kılmaktır. Yirminci yüzyıl Müslüman mütefekkirlerinden Malik b. Nebî’nin “Bir toplumun sömürgeleştirilebilmesi için fiziksel ve zihinsel olarak sömürgeleştirilebilir olması gerekir” tespitini de bu bağlamdan okumak ve anlamak gerek. Sömürgeleştirilmeye, aklını birilerine tabi kılmaya ve yığın alışkanlıkları içinde sürüklenmeye teşne ise insan ‘gel, kandır beni’ dürtüsü ile ortalıkta dolaşıyor demektir.
Oruç ayında Müslümanlar, Müslüman olmanın idrak süreçlerini bütün hissiyatlarıyla yaşamak üzere yola çıkmalılar. Bu yolculuğu bir tekrar olarak değil bir yeni, yeniden yeni bir başlangıç olarak planlamalı ve hayata yeni bir rota belirlenmelidir. Geleneksel eylemselliğin tekrarlarını artırmak yerine; bireysel din anlayışlarını kültürel dindarlık olgusunun üstüne çıkaracak bir okuma planı yapmalı Müslümanlar. Temel hayat kitabı olarak Kur’an’ı okumaya ve anlamaya yönelmeli; Kur’an’a doğru sorular sormalı ve cevap aramalıdır.
Şuursuz dindarlıkla bilinçli Müslüman olmanın yol ayırımı olarak oruç ayını değerlendirmeli inanmış insanlar. Başkasına aklını ve gönlünü kiraya vermeden inandığı kitaba sorular soran ve cevap arayan Müslüman, kitabın lafzını tekrarlayan ve musikisindeki tegannide aklını yitiren varlık olma yerine “Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. Hidayet eyle bizi doğru yola (Kuran:1/5-6)” diyebilme ve “İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitabı (Tevrat) okuyorsunuz. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız? (Kuran:2/44)”.
Oruç Müslümanlar başta olmak üzere insanlar ve insanlık ailesi şeklinde tanımlanan düşünen ve konuşan varlık olarak insanlar arasında adalet, merhamet, yardım, sevgi, saygı ve karşılıklı sorumluluk şuuru oluşturmaya yöneltmektir. Müslümanlar oruç ayında yaşadıkları dünyada nasıl bir Müslüman olmak istediklerini düşünmeli ve daha iyi, daha adil ve daha yaşanabilir bir dünyanın kurulabilmesinin teklifini yapabilmelidir.
Oruç tut.
Oruca tutun ve tutsun oruç insanı imsakta, iftarda, sahurda, köyde, şehirde, ülkede ve dünyada.