Amerika, İran ve İsrail savaşı bir hakikati çok açık bir şekilde bir kez daha ortaya koydu.
O hakikat, Amerika’nın İsrail’e karşı vermesi gereken yepyeni bir bağımsızlık mücadelesidir.
Zira ABD, bugün saplandığı Hürmüz kapanından kurtulabilmek için birçok hamle yapmaya çalışırken, İsrail tarafından tekrar tekrar bu kapana doğru itilmektedir.
Amerika ve İsrail arasındaki simbiyotik mahkumiyetin tarihi yeni değil.
Hristiyan Siyonizm’i (Evangelizm) ile Yahudi Siyonizm’i arasındaki, Süleyman Mabedinin inşasına dayanan teolojik dayanışma, bizim zannettiğimizden çok daha kuvvetli bir simbiyoza tekabül ediyor.
Neredeyse istisnası olmaksızın her ABD Başkanı, koşulsuz olarak kendisini İsrail’in hizmetkarı saymıştır.
Saymayanların ise bunun bedelini nasıl ödedikleri bir muamma değil.
Simbiyotik ilişkiler aslında her iki tarafı da beslediği için yaşamını sürdürür.
Fakat artık Hürmüz’de yaşananlarla birlikte durum değişmiştir.
ABD çok ciddi prestij kaybetmiş ve Trump için yakındaki senato seçimleri çok riskli hale gelmiştir.
ABD, Hürmüz’de İran’a bir karşı abluka uygularken, İsrail de adeta ABD’ye bir abluka uygulayarak Hürmüz’de saplandığı bataktan çıkmasına mâni oluyor.
İşte ABD’nin neden ikinci bağımsızlık savaşını İsrail’e ya da Siyonist Yahudilere karşı vermesi gerektiği sorusu tam da bu noktada devreye giriyor.
Bilindiği gibi ABD’nin, İngiltere’ye karşı ilk bağımsızlık savaşının fitili Boston Limanında ateşlenmişti.
Amerika Çay Partisi (Boston Tea Party) olarak tarihe geçen olay kısaca söyle oldu.
16 Aralık 1773'te Boston'da Britanya İmparatorluğu'nun çay üzerindeki ağır vergilerini protesto etmek amacıyla düzenlenen tarihi bir eylemdir.
"Özgürlük Oğulları" (Sons of Liberty) adlı grup üyelerinin yerli kılığına girerek Doğu Hindistan Şirketi'ne ait 342 sandık çayı denize dökmesiyle, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na giden süreç resmen başlamış oldu.
“Temsil yoksa vergi de yok.” diyorlardı.
Uzun mücadelelerin pek çok sonuçları ve bir domino etkisiyle yayılan etkileri oldu; Fransız İhtilalinin de ilham kaynağı olarak…
Şimdi Amerika yeniden İsrail ve Siyonist Sermaye tarafından kuşatılmışlığını kırmak için yeni bir isyan başlatır mı bilemiyorum.
Lakin artık en üst yetkili ağızlardan çok ciddi çıkışlar geliyor ve bu rahatsızlık alenen ifade ediliyor.
Trump zaten ne ile karşı karşıya olduklarını, yaşadığı suikast girişimiyle çok derinden anladı bana göre.
Çok yüksek çıkışlar yaparak, İsrail ve Siyonist Yahudilere karşı bayrak açmayı deniyor; fakat yeterince başarılı olamıyor.
Bunun en temel sebebi de geçmişinin temiz olmayışıdır kanaatimce.
Yani paçayı çok evvelden kaptırdığı için kendisine karşı çok ciddi itibar suikastları yapılıyor ve geri adım atmak zorunda kalıyor.
Mevcut savaşa da adeta zorla sürüklendiğini düşünüyorum.
Bu sürüklenmenin sebebi sadece Trump değildi elbette.
ABD’nin köklü bir kader meselesinin kurbanlarından biri olarak.
“Yeniden büyük Amerika” mücadelesi bugün daha çok Siyonist lobilere karşı veriliyor.
Bahsettiğim bağımsızlık mücadelesi bir paradoks kadar çözümsüz gibi görünse de ABD’nin başka bir çaresi de yok gibi.
Aksi halde dahada yalnızlaşan Amerika, özgürlüğünü de kaybetmeye devam edecek gibi görünüyor…
Buna üzülecek olmasam da bir hakikati göstermem gerektiğine inandığım için tarihe kayıt düşmek istedim…