Ünlü sosyolog Émile Durkheim, toplumların ortak bir umutsuzluğa sürüklenmesini ve kuralsızlaşmasını ifade eden "anomi" kavramını ortaya atarak aslında “kolektif depresyon”un sosyolojik temelini atmıştır.

Yine Kai Erikson, “Kolektif Travma”yı 1976 yılında yazdığı Everything in Its Path (Yolundaki Her Şey) kitabında, büyük felaketlerin ardından sadece bireylerin değil, tüm topluluğun klinik olarak nasıl bir depresyon ve travma yaşadığını formüle eden ilk sosyologlardandır.

Bu zeminden bakıldığında, son yaşanan pandemi ve savaşlar tüm dünya toplumlarında belli oranda bir “geleceksizlik sendromu” meydana getirdi ve bu, en çok da genç kuşakları vurdu; ne yazık ki.

“Çabanın anlamsızlığı” duygusuyla gelişen ve mücadeleden “sessizce istifa” eden insanlar ve gençler oldu, oluyor.

Yapılan bilimsel çalışmalar bir defa daha gösterdi ki, büyük afetlerden sonra meydana gelen travma ve umutsuzluklar toplumlarda dayanışma ve güven duygularını artırmadığı gibi ahlaki ve vicdani yönleri de daha kuvvetli hale getirmiyor.

Merhamet duygularını beslemediği gibi, bütün bunların tersine işlediği bir tablo ortaya çıkarıyor; ne yazık ki.

İşte tam da bu sebeplerle dünyada çatışmaların ve savaşların artışını izlerken, ahlaki ve vicdani noktalarda da ciddi zafiyetlere şahit oluyoruz.

Ülkemiz de elbette bütün bunlardan belli oranda etkilenmiş oldu.

Fakat bu etkileri katmerlendiren, umutsuzlukları ve toplumsal anksiyeteleri, “devlet yok” algısıyla daha yıkıcı hale getiren ilginç bir CHP muhalefeti sergilendi.

Ve onun yankı çemberinde varlığını sürdüren siyasetçiler, sanatçılar ya da medyadan isimler de CHP bu siyasetinin toplumsal kabulünde “akredite” edici bir fonksiyon icra ettiler.

Zira devletin olmadığı yerde kanun ve nizam da olamazdı.

Kanun ve nizamın olmadığı, güvenlik sistemlerinin çalışmadığı, adaletin güven vermediği bir “ülkede” her türlü yolsuzluk, haksızlık ve hukuksuzluk mümkündü onlara göre.

İşte bu hukuksuz davranılabilecek “sanal ülke” ya da Türkiye, CHP ve etki çemberindekiler tarafından üretildi.

Bugün karşımızda duran ve “asrın yolsuzlukları” olarak tarif edilen “gerçek” hadiseler, işte bu ürettikleri sanal ülkede gerçekleşti.

Belli ki kendi katmerlendirdikleri anksiyete ve umutsuzluk ekseninden de en çok kendileri etkilenmiş.

Bunu, kurtulmanın ya da katlanmanın bir yolu olarak başvurdukları uyuşturucu ve sanal kumar bağımlılıklarından anlıyoruz.

Fakat bütün bu illüzyon şimdi çok fena bir yargı duvarına çarpmış durumda.

Zannettikleri gibi bir durumun olmadığı, devletin bütün kurumlarıyla ve yasalarıyla orada, durduğu yerde durduğunu görmüş oldular.

Yaşadıkları en temel şey aslında bir hayali dünyanın çökmesidir.

Oysa onlara göre “devlet yoktu” ve yapılan her şey yanlarına kalacaktı ve hatta hukuksuz bir zeminden edinilen imkanlar sayesinde -tam istedikleri gibi- yepyeni bir Türkiye kuracaklardı.

Öyle anlaşılıyor ki kolektif depresyon ve sessiz istifa, en çok da zihnini CHP’ye kaptıranları, hipnotik bir etkiyle onu dinleyenleri etkilemiş…

Hamdolsun ki gerçek Türkiye, yaşanan bütün bu afetlere rağmen istikrarlı bir iktidarın ve onun ufka baktıran ve umut vadeden liderinin etkisinde kalmış ve bugün de dünyanın her yerinden hayranlıkla bakılan icraatlarını gerçekleştirmiştir…