Ankara’da yapılacak olan NATO Zirvesini bir yeniden keşif olarak görüyorum.
Yeniden keşif, bir önceki keşfi de işaret ettiğine göre, tarihsel bir hatırlamaya, hatırlatmaya ihtiyaç var demektir.
Batı’nın Doğu’yu, İslâm’ı ve daha özelde de Osmanlıyı büyük bir merakla ve hayranlıkla keşfettiği dönemler oldu.
İlk keşifte Batılı yüzlerce düşünür, şair ve siyasetçinin Hz. Peygamberimizle ilgili sayısız şiir ve yazı kaleme aldığını biliyoruz; Leibniz, Herder, Rousseau, La Fayette, Comte, Gogol, Dostoyevski, Tolstoy, Hobbes ve daha niceleri.
Ansiklopediler yazıldı, doğu dilleri ve Arapça üzerine çalışan -Şarkiyat- enstitüler kuruldu.
Tarih, “Muhammed’den önce ve Muhammed’den sonra” olarak tasnif edildi.
Osmanlı’nın II. Viyana sonrası yediği bozgun, Batı’nın korkularını azaltınca başlayan büyük meraktı, bütün bunların sebebi.
Özelde de Türklere ve Türk kültürüne karşı büyük bir ilgi ve alaka uyandı.
Osmanlı kıyafetleri ve yaşam tarzları bir taklit meselesiydi; Donald George Quataert ifade ettiği gibi bir “Türkomanyak” ameliyesi olarak.
Zira ileri ve güçlü bir topluma ait her şey ilgi uyandırıyor ve bir ayrıcalık nesnesi olarak telakki ediliyordu.
Tabi bu ilgi ve alakanın korkuttuğu bir kesim de vardır.
Onlara göre Hristiyan Batı’nın değerleri tehdit altındaydı: “Ya kitlesel hareketlerle Avrupalılar İslâm’ı seçerse!” diye.
Buna tehdide karşı ciddi bir tedbir alınmalıydı.
Fakat ilmi tedbirlerden önce, korkuların ürettiği “İslamofobi” gelişti.
Ötekileştirme, düşmanlaştırma, aşağılama hareketleri bir strateji olarak uygulandı; sonrası malum.
Batı merkezli bakışın ürettiği aşağılama ve kendinden başkasına hiçbir şeyi hak görmeme kibri artık başka bir sınama ile karşı karşıya.
İşte tamda bu sınanmanın ortasına düşen NATO zirvesi, Batı’nın doğuyu ve özelde de Türkiye’yi, onun teknolojik kabiliyetlerini yeniden ve büyük bir hayranlıkla keşfetmesi açısından oldukça önemli.
Şimdiki soru şu bana göre: Batı yeniden, II. Viyana sonrasında korkularını aşarak nasıl Doğu’yu, İslâm’ı ve Türkleri keşfettiyse, bu defa da İslamofobik hezeyanlarını aşarak başka bir keşif yapabilir mi?
Yoksa yine Batılı siyasetçilerin ya da analizcilerin Türk Savunma sanayine ve dünya siyasetindeki rolüne dair kahir ekseriyetinin övgü dolu sözleri, o malum kesimleri yeniden korkutarak, başka tür kalkanların yükselmesine mi sebep olur?
Sorular elbette uzun zamanda cevap bulacak.
Fakat kesin olan bir şey var ve o da büyük bir hayranlıkla başlayan yeniden keşiftir…
Batı, daha önce gücünden korktuğu için Türkleri keşfedememişti.
Sonra da zayıf ve yetersiz ve tabi Müslüman olduğu için keşfetmek istemedi.
Batı’nın bu yeni kırılmada nasıl bir refleks göstereceğinin temel işaretlerini de NATO zirvesinden çıkarmaya gayret edeceğiz.
Keşfeden Batı, keşfedilen Türkiye…
Haydi bakalım!