Kuşkusuz ki Trump dünyaya güç perspektifinden bakıyor.

Uluslararası ilişkilerde realpolitik olarak tarif edilen ve güç kullanımına dayanan bu anlayışın, daha uzun zaman gerektiren yumuşak güç faktörlerine tahammülsüz olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır.

Trump’ın tavırlarının da ne kadar agresif olduğunu gördüğünüzde, bir an evvel sonuca gitmek istediğini anlamak zor değildir.

Trump’ın dolayısıyla da ABD’nin, hızla yükselen Çin karşısında bir an evvel güçlü hamleler yapması gerçekliği de işin içine dahil olduğunda, sabırsızlığın dozu daha da yükselmektedir.

Oysa Avrupa, bugün içinde bulunduğu gerçeklikler sebebiyle ABD’nin derdine çare olacak bir hıza sahip değildir.

Özelikle ikinci dünya savaşı sonrasında bütün güvenlik mimarisini ABD ve NATO merkezli inşa etmiş Avrupa’nın bu zeminde ne denli geri kaldığı da çok açıktır.

Bugün başlasalar en erken yirmi yıllarına mal olacak yeni bir güvenlik yapısı da ABD’nin aciliyetine çare olamayacaktır.

2030 sonrasına dönük bütün veriler, Çin’in hemen hemen her alanda ABD’yi geride bırakacağını gösterirken, ABD’nin böyle bir zamana da tahammülü olamaz.

Kaldı ki Avrupa’nın tek sorunu savunma sanayiindeki kapasite yetersizliği de değildir.

Konfora alışmış ve aynı zamanda yaşlanmış Avrupa nüfusu da bir o kadar handikaptır ADB için.

Buna bir de karizmatik lider yoksunluğu eklendiğinde Trump’ın Avrupa’ya bakışı küçümseyicilikten öteye geçmiyor.

Bir gün Fransa Cumhurbaşkanıyla dalga geçerken, diğer gün İngiltere’ye laf atıyor.

Hatta daha da ileri gidip Papaya bile laf yetiştiriyor.

Trump artık böyle bir Avrupa’nın yükünü de çekmek istemiyor anlaşılan.

Bu yüzden de kendi bölgesine çekilmeyi ve Avrupa’yı kendi haliyle baş başa bırakmayı denedi ama onu da başaramadı.

Bunun en temel sebebi, İsrail’in kışkırtmalarıyla girmek zorunda kaldığı İran savaşıdır.

Zira Çin’le bir gün gerçekleşecek o muhakkak yüzleşme için önce kendi bölgesindeki gücünü de pekiştirmek istiyor ABD.

Aksi halde yıllardır geri bıraktığı, adeta enselerinde boza pişirdiği Güney Amerika ülkeleri, olası bir fırsattan muhakkak surette yararlanmak isteyecekleridir.

Mevcut koşullarda ABD Hürmüz’den de istediğini alamamış oldu.

Yani ne kendi bölgesindeki tahkimatını tam olarak yapabildi ne de İran’dan istediğini koparabildi.

Üstelik tarihsel müttefiklerini de yanında göremeyen ABD, Çin’e karşı çok daha yalnızlaşmış görünüyor.

Mevcut politikalarla ilerleyen ABD’nin Çin’e karşı çok daha yalnız kalma ihtimali, denklem dışı değildir.

Trump, Avrupa’yı küçümserken, Avrupa tarafında da ABD’ye ve Trump’a karşı anlamlı bir güvensizlik gelişiyor.

Trump’ın gözündeki Avrupa, bırakın birlikte savaşa girmeyi, tatbikat bile yapılmayacak konumdadır.

NATO masasında oturulmaya bile değmeyecek bir Avrupa’dır.

Zira NATO’nun Ankara toplantısına, “Erdoğan için gidiyorum.” ifadesiyle de bu bakışını çok açık ifade etmiştir.

Bunun Avrupa ülkeleri için ne kadar can sıkıcı olduğunu tahmin etmek zor değildir.

Kısacası Trump’ın gözünden görünen Avrupa artık aciz bir Avrupa’dır…

Ve bu Avrupa ile hiçbir ciddi mevzuya girmeye gerek yoktur…

Onlarla aynı masada oturmaya da gerek yoktur…

Ancak karşıya dizdirilir ve talimat verilir…