Dünya bugünlerde olağanüstü gelişmelere sahne oluyor. Siyasetten ekonomiye, spordan sanata, teknolojiden uzay endüstrisine kadar birçok hadise gözlerimizin önünde hızlı bir şekilde cereyan ediyor. Bugün post-truth (gerçek ötesi) çağın aralığından geleceğe bakan insan, olgu ile algı arasında gitgeller yaşayan bir hayatı tecrübe ediyor. Trump’ın Venezuela’nın petrolüne çöktüğü haberinin son dakika olarak ekranlara yansıdığı saatlerde, daha önce şahsıma hediye edilen bir kitabı raftan indirmiştim. “Kral benim” diyen bir adamın petrol karşısında nasıl küçüldüğünü gösteren o haberle elimdeki kitabın son tahlilde aynı noktada buluştuğunu ilk satırda not etmiştim: “İnsanın dünya ile kurduğu sorunlu ilişki”

***

Bayburt Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turgut Bayramoğlu’nun kaleme aldığı “Belirsiz Gelecek: İklim Krizi ve Ekonomi”, ilk kelimesinden son satırına kadar okuyucusuna hurufatın izini sürdürüyor. Mananın vücut bulduğu yerlerde zaman zaman şaşırtıyor, zaman zaman karamsarlığa sürüklüyor, zaman zaman sorumluluk duygusunu ayağa kaldırıyor. Kitap, dünyada yaşananları değil; bu yaşananlar neticesinde, dikkat buyurun, “dünyanın yaşadıklarını” bir sarraf titizliğiyle ele alıyor.

İklim değişikliği, iklim krizi, iklim siyaseti, küresel ısınma gibi bugünün moda kavramları etrafında; kah felsefeden dem vurarak, kah tarih ve din perspektifinden izahta bulunarak insanoğlunu, batışa sürüklenen bir dünyanın vitrinine taşıyor. Öyle ki dünyanın yaşadığı bu korkunç değişimin, insanoğlu tarafından ve bizatihi insanoğlunu hedef alacak bir tezatlıkla gerçekleştiğini iddia ediyor. Kitabın zannımca en önemli tarafı; satırlar arasında dolaşırken “maktulle failin aynada karşılaşması” tüm çıplaklığıyla karşınıza dikiliyor.

***

Evrenin ve onun içinde küçük bir toz zerresine tekabül eden dünyanın tarihsel arka planıyla başlayan kitap, insanın yeryüzünü ihya ederken sınır tanımaz bir anlayışla hareket ettiğini ifade ediyor. Tarımdan kimya devrimine, sanayi devriminden yapay zekâ çağına kadar birçok hadisede dünyayı kendi varlığına nasıl ram ettiğini belgeleriyle ortaya koyuyor. İnsanoğlunun, varlığına nimet olan doğanın hak ve hukukunu hiçe sayarak yükseldiğini, bunu yaparken ayakları altındaki dünyayı çürüttüğünü göremeyecek kadar kapital bir hırsa savrulduğunu dikkatlerimize sunuyor.

Bugün ilk nüvelerini hissettiğimiz iklim değişikliğinin, bazı gerçeklerle yüzleşmemizi sağladığını iddia etse de sorunun çözüm mercii olarak siyasetin, petrol baronları karşısında nasıl diz çöktüğünü itiraf ettiğinde çaresizliğin sert duvarlarına çarparak irkiliyorsunuz. Evet, bu çağ ne yazık ki insan etkisinin gezegenimizi şekillendirdiği “Antroposen Çağı”…

***

Ormansızlaşma, yetersiz beslenme, tüketim toplumu, enerji, kentleşme, göç… Birçok başlık iklim değişikliğiyle ilişkilendiriliyor. Kitabın beni en çok heyecanlandıran yönü ise; yazar bütün bunları yaparken, bakıyorsunuz küresel şirketlerin toplantı salonlarından çıkardığı okuyucusunu bir anda köyünün mahalle aralarında dolaştırıyor. Yani meseleyi küresel olduğu kadar yerel düzeyde de irdeliyor.

Son bölümde meselenin taraflarını açıkça ortaya koyması, atılacak adımları detaylı biçimde sıralaması ise çalışmanın bir başka güçlü yönü. Yani Bayramoğlu, teşhisle yetinmiyor; tedavi için de yol gösteriyor.

***

Bu kitap, sadece iklim üzerine yazılmış metinlerden oluşmuyor. Kitap, insanoğlunun kendini nasıl ipe götürdüğünü kısık sesle haykıran bir iddianame hüviyetinde. Faili meçhul kolaylığına kaçıp rahat bir nefes aldığınızda ileri paragrafta suçüstü yakalanıyorsunuz. Vicdanınıza ihbarda bulunuyor; sen, ben, o değil “biz” diyerek teslim olmak zorunda kalıyorsunuz.

Ahir kelam; bu kitabı okuduğunuzda dünyaya yeni bir gözle bakacaksınız. Musluktan akan suyu da, yanağınıza vurup geçen rüzgârı da hesap edeceksiniz. Dünyanın sizin için değil, sizin dünya için yaratıldığınızı düşünmeye başlayacaksınız. Geçmişe karşı mahcup geleceğe karşı mecbur hissedeceksiniz. Sözlerimi kitabın arkasında yer alan şu ifadelerle bitirmek istiyorum:

“Kitabın belki de en etkileyici yönü, geleceğe dair sunduğu çarpıcı gerçeklikle birlikte, umudu ve değişim için atılabilecek somut adımları da içermesidir. İklim değişikliği ile mücadele sadece devletlerin, bilim insanlarının veya aktivistlerin görevi değil; bireylerden toplumlara, şirketlerden hükümetlere kadar herkesin ortak sorumluluğudur. Bu kitap, bu sorumluluğu hatırlatırken, okuru harekete geçmeye çağırıyor.”