ÜRETMEK BİZİM İÇİN MEMLEKET MESELESİDİR
Kuzu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Özen Kuzu, Türkiye’nin son yıllarda ulaştığı mühendislik kapasitesini, şehirleşme vizyonunu ve dünyaya açılan müteahhitlik gücünü gazetemize değerlendirdi. Yarım asrı aşkın süredir biriken deneyimle Kuzu Grup’u üç kıtaya taşıyan Özen Kuzu’nun iş dünyasına bakışı, yalnızca proje geliştiren, bina yapan, yatırım planlayan klasik bir iş insanı perspektifiyle sınırlı değil.
Onun vizyonunda üretim, bu ülkenin yarınlarına duyulan güvenin somut ifadesi; yatırım ise vatana, millete ve memlekete karşı üstlenilmiş bir sorumluluk. Kuzu’ya göre bir şirketin gerçek değeri sadece bilançosunda, portföyünde ya da tamamladığı projelerde değil; kaç insana ekmek kapısı olduğunda, hangi şehre değer kattığında, hangi altyapıyı geleceğe hazırladığında ve kazandığını yeniden bu topraklara yatırma iradesinde ortaya çıkar.
Bu nedenle Özen Kuzu için Kuzu Grup’un hikâyesi, sadece bir büyüme hikâyesi değil; yerli sermayenin, Türk mühendisliğinin ve üretme ahlakının hikâyesidir. Bu topraklarda kazanıp yine bu topraklara yatırım yapmayı bir tercih değil, bir vefa borcu olarak gören Kuzu, şehirleri sadece beton ve demirle değil; güvenle, istihdamla, çevre duyarlılığıyla ve gelecek nesillere karşı sorumluluk bilinciyle inşa etmek gerektiğine inanıyor. Onun memlekete bakışında kalkınma, yalnızca ekonomik büyüme değil; insanına, şehrine, suyuna, emeğine ve geleceğine sahip çıkan güçlü bir Türkiye idealidir.
__________________________________________________________________
ÜRETMEK BİZİM İÇİN MEMLEKET MESELESİDİR
Türkiye’nin son yirmi yılı aynı zamanda büyük bir üretim, yatırım ve dönüşüm hikâyesidir. Yollar, hastaneler, konutlar, arıtma tesisleri, sanayi yapıları, turizm yatırımları ve deprem sonrası yeniden ayağa kaldırılan şehirler…

Bu büyük hikâyenin içinde bazı şirketler sadece kendi markalarını büyütmedi; Türkiye’nin mühendislik kabiliyetine, yerli sermayenin gücüne ve kalkınma iddiasına da katkı sundu.
Kuzu Grup da bu yapılardan biri.

İnşaat, gayrimenkul, su ve atıksu arıtma teknolojileri ile turizm alanlarında faaliyet gösteren grup, yalnızca bina ve proje üretmeyi değil; istihdam, altyapı, çevre, turizm ve şehirleşme üzerinden Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmayı esas alan bir vizyonla hareket ediyor.
Kuzu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Özen Kuzu ile yerli sermayenin sorumluluğunu, üretmenin anlamını, Türkiye’de kazanıp Türkiye’ye yatırım yapmanın değerini, deprem gerçeğini, su güvenliğini, turizm yatırımlarını ve Türk müteahhitlerinin dünyadaki yerini konuştuk.

“BU ÜLKEDE KAZANDIK, BU ÜLKEYE YATIRIYORUZ”
Kuzu Grup bugün inşaat, gayrimenkul, arıtma teknolojileri ve turizm gibi farklı alanlarda faaliyet gösteriyor. Sizin açınızdan bu büyümenin ana fikri nedir?
Bizim için mesele sadece büyümek değil. Mesele, büyürken bu ülkeye değer katmak. Biz bu toprakların insanıyız. Bu ülkede kazandık, bu ülkenin insanıyla çalıştık, bu ülkenin şehirlerinde büyüdük. Dolayısıyla bizim kazandığımızı yine bu ülkeye yatırmamız gerektiğine inanıyorum.

Bir şirketin gerçek değeri sadece bilançosunda görünmez. Kaç kişiye iş verdiğinizde, kaç aileye ekmek kapısı olduğunuzda, hangi şehre değer kattığınızda, hangi altyapıyı kurduğunuzda, hangi yatırımı ülkenize kazandırdığınızda ortaya çıkar.
Biz Kuzu Grup olarak yaptığımız işe böyle bakıyoruz. İnşaat yapıyoruz ama sadece bina üretmiyoruz. Arıtma tesisleri yapıyoruz ama sadece teknik bir sistem kurmuyoruz. Turizm yatırımı yapıyoruz ama sadece otel inşa etmiyoruz. Her işin arkasında bu ülkeye karşı bir sorumluluk görüyoruz.
Yani sizin için üretim ticari bir faaliyet olmanın ötesinde mi?
Kesinlikle. Üretmek bizim için sadece ticaret değil, memleket meselesidir.
Bugün Türkiye’nin en büyük gücü üreten insanıdır. Sanayicisi, müteahhidi, mühendisi, işçisi, ustası, mimarı, girişimcisi… Bu ülkeyi ayakta tutan şey üretme iradesidir.
Yerli sermaye bu yüzden çok kıymetlidir. Çünkü bu ülkenin imkânlarıyla büyüyen şirketler, eğer doğru bir sorumluluk anlayışıyla hareket ederse, kazandığını yeniden bu ülkeye yatırır. İstihdam oluşturur, vergi verir, altyapı kurar, şehirleri dönüştürür, dünyaya açılır ve Türkiye’nin adını taşır.
Bizim bakışımız budur. Kendi ülkesine yatırım yapan, insanına güvenen, geleceğini burada gören bir anlayışla çalışıyoruz.
“YERLİ SERMAYE TÜRKİYE’NİN STRATEJİK GÜCÜDÜR”
Yerli sermaye vurgusunu özellikle yapıyorsunuz. Sizce yerli şirketlerin Türkiye’nin kalkınmasındaki rolü nedir?
Yerli sermaye, bir ülkenin stratejik gücüdür. Bugün dünyada güçlü ülkelere baktığınızda, arkasında güçlü şirketler, güçlü girişimciler, güçlü üretim kabiliyeti görürsünüz.
Bir ülkenin kendi şirketleri güçlü değilse, kendi mühendisleri sahada yoksa, kendi markaları dünyaya açılamıyorsa, kalıcı kalkınmadan söz etmek zorlaşır. Elbette yabancı yatırım da önemlidir. Ama esas mesele, ülkenin kendi insanının üretmesi, yatırım yapması ve dünyaya açılmasıdır.
Türkiye bu anlamda çok büyük bir potansiyele sahip. Genç nüfusu var, mühendislik kabiliyeti var, zor şartlarda iş yapabilen şirketleri var, sahada yetişmiş insan gücü var. Biz bu potansiyele inanıyoruz.
Bu bakış açısı sizi nasıl bir sorumluluk altına sokuyor?
Büyük bir sorumluluk altına sokuyor. Çünkü yerli şirket dediğiniz zaman sadece kendiniz için iş yapmıyorsunuz. Aynı zamanda ülkenizin algısını, markasını ve güvenilirliğini de temsil ediyorsunuz.

Yurt dışında bir proje yaptığınızda, sadece Kuzu Grup’un adını taşımıyorsunuz; Türkiye’nin adını da taşıyorsunuz. İçeride bir yatırım yaptığınızda, sadece kendi portföyünüzü büyütmüyorsunuz; o şehrin ekonomisine, istihdamına, sosyal hayatına katkı sağlıyorsunuz.
Bu yüzden bizim için en önemli meselelerden biri güvenilir olmaktır. İşinizi doğru yapacaksınız, sözünüzde duracaksınız, kaliteden taviz vermeyeceksiniz, ülkenize yakışan işler ortaya koyacaksınız.
“İNŞAAT BETON DEĞİL, KALKINMANIN OMURGASIDIR”
İnşaat sektörü zaman zaman sadece beton ve rant tartışmaları üzerinden değerlendiriliyor. Siz bu bakışa katılıyor musunuz?
İnşaatı sadece beton olarak görmek çok eksik bir bakış. İnşaat dediğiniz alan, kalkınmanın omurgalarından biridir.
Bir hastane yaparsınız, insan hayatına dokunursunuz. Bir okul yaparsınız, geleceğe yatırım yaparsınız. Bir konut yaparsınız, ailelerin yaşam standardını yükseltirsiniz. Bir arıtma tesisi yaparsınız, çevreyi ve su kaynaklarını korursunuz. Bir turizm tesisi yaparsınız, ülkeye döviz kazandırırsınız. Bir sanayi yapısı kurarsınız, üretimin önünü açarsınız.
Elbette her sektörde olduğu gibi burada da yanlış örnekler olabilir. Ama doğru yapılan inşaat, bir ülkenin kalkınma hamlesinin en önemli parçalarından biridir.
Bizim bakışımızda inşaat; mühendisliktir, istihdamdır, üretimdir, şehirleşmedir, ihracattır, çevredir ve yaşam kalitesidir.
“KENTSEL DÖNÜŞÜM ARTIK ERTELENEMEZ”
6 Şubat depremleri Türkiye’ye çok ağır bir gerçeği yeniden hatırlattı. Deprem ve kentsel dönüşüm konusunda nasıl bir noktadayız?
Deprem Türkiye’nin en hayati meselelerinden biri. 6 Şubat’ta yaşadığımız felaket, şehirleşme konusunda hiçbir şeyin ertelenemeyeceğini gösterdi.
Kentsel dönüşüm artık sadece eski binaların yenilenmesi meselesi değildir. Bu doğrudan insan hayatı meselesidir. Milli güvenlik meselesidir. Gelecek nesillere karşı sorumluluk meselesidir.
Türkiye’nin güvenli şehirler kurması gerekiyor. Bunu yaparken de sadece binaya değil; zemine, altyapıya, ulaşım planına, sosyal donatıya, yeşil alana, afet yönetimine ve çevreye birlikte bakmak gerekiyor.
Bu konuda özel sektörün sorumluluğu nedir?
Özel sektör burada sadece ticari aktör gibi davranamaz. Elbette şirketler yatırım yapacak, proje geliştirecek, ekonomik sürdürülebilirliğini düşünecek. Ama deprem gerçeği söz konusu olduğunda mesele sadece ticaret değildir.
Bizim sektörümüzün insan hayatıyla doğrudan temas eden bir tarafı var. Yaptığınız bina ayakta duracak mı, yaptığınız altyapı işleyecek mi, yaptığınız proje şehre gerçekten değer katacak mı? Bunlar çok önemli sorular.
Bu nedenle kentsel dönüşümde devletin güçlü iradesi, yerel yönetimlerin doğru planlaması, vatandaşın desteği ve özel sektörün sorumluluk bilinci aynı hatta buluşmalı.
“TÜRK ŞİRKETLERİ DÜNYADA GÜVEN VERİYOR”
Türk müteahhitleri dünyada neden güçlü?
Çünkü Türk şirketleri sahayı bilir. Zor coğrafyada iş yapmayı bilir. Hızlı karar alır, çözüm üretir, maliyetleri yönetir, kaliteyi korur.
Dünyada rekabet çok sert. Avrupa şirketleri güçlüdür, Çin şirketleri büyük finansmanla gelir, Körfez sermayesi farklı alanlarda etkilidir. Ama Türk şirketlerinin çok özel bir kabiliyeti var: Sahada esneklik, hız ve çözüm üretme gücü.
Bizim insanımız çalışkandır. Ustamız, mühendisimiz, proje yöneticimiz, mimarımız zor şartlarda iş yapmayı bilir. Bu da Türk müteahhitlerini dünyada ayrı bir yere koyuyor.
Yurt dışında iş yapmak sizin için sadece ticari bir hedef mi?
Hayır. Yurt dışında yaptığınız her iş ülkenizin de vitrini oluyor. Bir projeyi kaliteli, zamanında ve güvenilir şekilde tamamladığınızda sadece kendi şirketinizin değil, Türkiye’nin de itibarını büyütüyorsunuz.
Bu yüzden yurt dışı yatırımlara sadece şirket hedefi olarak bakmıyorum. Bu aynı zamanda Türkiye markasını taşıma meselesidir.
Bizim hedefimiz, Türk mühendisliğini ve yerli sermayenin gücünü daha fazla ülkede görünür hale getirmek.
“TURİZMDE DAHA YÜKSEK MARKA DEĞERİNE ODAKLANMALIYIZ”
Turizm yatırımları da Kuzu Grup’un önemli alanlarından biri. Türkiye turizmde nereye odaklanmalı?
Türkiye turizmde çok güçlü bir ülke. Ama artık sadece sayı üzerinden konuşmamamız gerekiyor. Kaç turist geldi, kaç yatak kapasitesi var, bunlar elbette önemli. Fakat asıl mesele marka değeri yüksek turizm yatırımları yapabilmek.
Dünyada turizm artık deneyim, kalite, hizmet standardı, mimari, lokasyon ve sürdürülebilirlik üzerinden şekilleniyor. Türkiye’nin bu alanda çok büyük avantajları var.
İstanbul, Bodrum, Antalya gibi merkezler sadece Türkiye için değil, dünya turizmi için de çok önemli destinasyonlar. Buralarda yapılacak nitelikli yatırımlar ülkenin marka değerine doğrudan katkı sağlar.
Turizm yatırımlarını da yerli sermaye bakışıyla mı değerlendiriyorsunuz?
Elbette. Turizm, Türkiye’nin dünyaya açılan en güçlü vitrinlerinden biri. Burada yerli sermayenin güçlü olması çok kıymetli.
Çünkü turizm yatırımı yaptığınızda sadece bir tesis kurmuyorsunuz. İstihdam oluşturuyorsunuz, hizmet kalitesini yükseltiyorsunuz, ülkeye döviz kazandırıyorsunuz, bulunduğunuz bölgenin ekonomisini canlandırıyorsunuz.
Bizim için turizm de üretimin bir parçasıdır. Hizmet üretimidir, marka üretimidir, değer üretimidir.
BİZİMKİSİ BİR VEFA MESELESİ
Sizin için bu topraklara ait olmak ne ifade ediyor?
Bu çok kıymetli bir duygu. İnsan nereden geldiğini unutursa nereye gideceğini de doğru tayin edemez.
Biz bu topraklarda doğduk, bu topraklarda büyüdük, bu ülkenin insanıyla çalıştık. Bugün ne yapıyorsak bu aidiyet duygusuyla yapıyoruz.
Bu ülkeye yatırım yapmak, sadece ekonomik bir tercih değildir. Bu aynı zamanda bir vefa meselesidir. Bizim için Türkiye’ye yatırım yapmak, geleceğe duyduğumuz güvenin en açık ifadesidir.