Yıllardır belediyelerin düzenlediği konser organizasyonlarını yakından takip eden bir gazeteci olarak bu konuda birçok yazı kaleme aldım, TV programları yaptım. Son dönemde ortaya çıkan dosyalar ve soruşturmalar ise kamuoyunun uzun zamandır sorduğu soruları yeniden gündeme taşıdı.
Geçtiğimiz günlerde, İstanbul Büyükşehir CHP Belediyesi'ne yönelik soruşturma dosyasında adı geçen sanatçılarla ilgili gelişmeleri yazmıştım. Özellikle Kenan Doğulu hakkında gündeme gelen iddialar dikkat çekiciydi. Kenan Doğulu'nun CHP'li belediyelerden konserler karşılığında yüksek ücretler aldığını, bu gelirlerin bir kısmını İBB dosyasının firarileri olduğu öne sürülen Emrah Bağdatlı ve Erdal Bozkuş ile paylaştığını söylediği belirtilmişti. Burada altını çizmek gerekir ki söz konusu iddialar bana ait değildir. Dosyada yer aldığı belirtilen ve "Lilyum 03" kod adıyla ifade veren gizli tanığın beyanlarından söz edilmektedir.

Peki bu sistem nasıl çalışıyor?
Sistemin nasıl işlediği yönündeki iddialar yıllardır kulislerde konuşuluyor. Ben, bu sistemin belediye başkanları, başkan yardımcıları, ilgili belediye personelleri, organizatörler, menajerler, sanatçılar ve para trafiğinin dolaştığı şirketler arasında kurulan bir ağ üzerinden yürüdüğüne inanıyorum.
Belediyeler tarafından düzenlenen halk konserlerinde sanatçıların piyasa değerleri aşağı yukarı bellidir. Bunu bilmeyen yoktur. Menajerler ve organizasyon şirketleri sektörün içerisinde bu rakamları çok iyi bilir. Bir sanatçının normal şartlarda alacağı ücret belliyken, bunun iki, üç hatta bazı durumlarda on katı bedellerle faturalandırıldığı yönündeki iddialar kamuoyunun önüne geldiğinde doğal olarak şu soru soruluyor:
Aradaki fark nereye gidiyor?
İddialara göre bazı organizasyonlarda önce yüksek bedelli sözleşmeler hazırlanıyor. Bu farkın da menajer, organizatör ve sanatçı tarafından bilinmemesinin mümkün olmadığı düşünülüyor. Yani herkesin olup bitenin farkında olduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Bu düzeneğin önceden buna göre hazırlandığına inanıyorum. Önce yüksek meblağlı faturalar kesiliyor. Kesilen bedeller sanatçı ücreti, teknik ekip, enstrümanlar, ulaşım ve konaklama gibi farklı kalemlere ayrılıyor. Oysa sektörün içinde olanlar bilir ki çoğu zaman sanatçı ve ekibi için tek bir fiyat verilir. Buradaki örnek yalnızca bir örnektir, gerisini siz düşünün.

Mansur Yavaş'ın açıklamalarında taşeron firmalardan da söz edildiğini görüyoruz. Ben de şu soruyu soruyorum: Menajerleri ve temsilcileri belli olan sanatçıların işleri neden taşeron firmalara verilir?
Aslında çok karmaşık bir sistem olduğunu düşünmüyorum. Her şey açıkça ortada. İstenildiği kadar şişirilmiş faturalar düzenlenebilir. Taşeronlara kesilen faturalar üzerinden herkesle farklı anlaşmalar yapılabilir. Ancak izi kaybettirmek için şirketler arasındaki para hareketlerinin çok iyi takip edilmesi gerekir. Paranın çıktığı kaynak, hangi hesaplara gittiği ve nasıl dağıldığı detaylı şekilde incelenmelidir. Gerisi ise elden alınan ücretler ve kayıt dışı para iddialarına kadar uzanır.
Elbette tüm bunların doğruluğunu ortaya çıkaracak olan savcılık soruşturmaları, MASAK incelemeleri ve mahkeme süreçleridir.
Ancak belediyelerin doğrudan sanatçı menajerleriyle çalıştığı durumlarda gerçek piyasa fiyatına ulaşmak oldukça kolaydır. Yine bazı durumlarda organizatör firmalar devreye girer. Organizasyon şirketleri de elbette hizmet bedellerini ekleyerek teklif sunarlar. Fakat sektör temsilcilerinin de bildiği gibi bu farkların makul seviyelerde olması beklenir. Bir konser bedelinin birkaç katına çıkması ise ister istemez soru işaretlerini beraberinde getirir.
Bu tartışmaların merkezinde daha önce Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği konserler de yer aldı. Bu konu AK Parti Ankara Milletvekili Osman Gökçek'in de merceği altına girmişti.

Hatta bu konuda kapsamlı araştırmalar yapmış ve Beyaz TV ekranlarında bu konserlere ilişkin ödeme belgeleri dahil birçok iddiayı kamuoyuyla paylaşmış, kamu zararına ilişkin iddiaları gündeme taşımıştı. Özellikle Ebru Gündeş ve Sıla konserleri üzerinden yapılan tartışmalar uzun süre kamuoyunun gündeminde "Ankara Büyükşehir Belediyesi milyonluk konser vurgunu" olarak yer almıştı.
O dönem CHP'li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş tarafından yapılan açıklamalarda farklı rakamlar dile getirilse de vatandaşın aklındaki soru değişmedi.
Verilen rakamlar hâlâ çok fazlaydı.
Düşünüyorum da; bu konserler için gerçekten bu kadar yüksek bedeller ödenmeli miydi?
Bana göre hayır. Hatta bu konserlerin amacını bile tam anlamıyla kafamda oturtmuş değilim. Bence halk da bu konserlerden beklenen ölçüde faydalanmıyor. Bu etkinlikler, belediye başkanlarının kendi reklamlarını yapmalarından öteye geçmiyor gibi görünüyor.
Çünkü unutulmamalıdır ki belediyelerin harcadığı para herhangi bir kişinin şahsi bütçesi değildir. Bu para vatandaşın ödediği vergilerden oluşmaktadır. Meydanlarda ücretsiz konser izlediğini düşünen vatandaş, eğer bu etkinliklerin piyasa değerinin çok üzerinde rakamlarla gerçekleştirildiğini öğrenirse aynı rahatlıkla bakabilir mi?
Bence asıl incelenmesi gereken nokta tam da burasıdır.
Sadece konser faturalarına değil; organizasyon şirketlerine, taşeron firmalara, menajerlik şirketlerine, teknik hizmet bedellerine ve bu firmaların para hareketlerine de bakılmalıdır. Şirket ortaklık yapıları incelenmelidir. Aynı adreslerde faaliyet gösteren şirketler araştırılmalıdır. Yakın akrabalar, arkadaşlar veya farklı isimler üzerine kurulan şirket ağları mercek altına alınmalıdır.
MASAK'ın, Sayıştay'ın ve ilgili denetim kurumlarının görevi de tam olarak budur.
Nitekim Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin 2021-2024 yılları arasında gerçekleştirdiği 32 konserle ilgili yürütülen soruşturmada, müfettiş raporları, MASAK incelemeleri, Sayıştay denetimleri ve bilirkişi raporları kamuoyuna yansımıştır. Bu raporlarda kamunun yaklaşık 154 milyon lira zarara uğratıldığı iddia edilmiştir. Soruşturma kapsamında belediye yöneticileri ve organizasyon şirketi sahiplerinin de bulunduğu bazı isimler hakkında adli süreç başlatılmıştır.
Dosyalara yansıyan bilgilerde bazı organizasyon şirketlerinin aynı adreslerde faaliyet göstermesi, milyonlarca liralık para transferleri ve sahte fatura iddiaları dikkat çekmiştir. Elbette bu iddiaların nihai değerlendirmesini mahkemeler yapacaktır.
Dikkat çekici olan bir diğer nokta ise kamuoyunda adı geçen bazı sanatçıların daha sonra kendilerine ödendiği iddia edilen rakamların gerçeği yansıtmadığını açıklamalarıdır. Hadise, yılbaşı konseri için 94 milyon lira değil 20 milyon lira aldığını belirtmişti. Gülşen, kendisine 78 milyon lira ödendiği yönündeki iddiaların doğru olmadığını ve aldığı rakamın 8 milyon lira olduğunu açıklamıştı. Kenan Doğulu ise 13,6 milyon lira değil 7 milyon lira aldığını duyurmuştu. Mor ve Ötesi de haklarında ortaya atılan 71 milyon liralık ödeme iddiasını reddetmişti.
İşte tam da bu noktada vatandaşın sorduğu soru daha da önem kazanıyor:
Eğer sanatçıların açıkladığı rakamlar doğruysa, kamuoyunda konuşulan yüksek faturalar ile gerçek ödemeler arasındaki fark nereye gitmiştir?
Ancak ortada değişmeyen bir gerçek var.
Kayıt dışı ekonomi, usulsüz ihale ve kamu kaynaklarının amacı dışında kullanılması iddiaları sadece siyasi bir mesele değildir. Bu doğrudan milletin hakkını ilgilendiren milli bir meseledir.
Bugün soruşturulan isimler CHP'li olabilir. Yarın başka bir partiden isimler olabilir. Önemli olan siyasi kimlikler değil, kamu kaynaklarının korunmasıdır.
Çünkü o para ne belediye başkanının, ne organizatörün, ne de sanatçının parasıdır.
O para milletin parasıdır.