Altı yaşındaki bir kız çocuğunun evlendirildiği iddiası siyasetin ana gündem maddesi olmuş durumda.
Oysa bu iddianın doğru veya yanlış olduğu adaletin gündemi olmalı. Çünkü iddia doğruysa suçlulara hukukta öngörülen cezayı vermek siyasetin değil adaletin görevi…
Yine iddia doğruysa dinî, kültürel ve sosyolojik olarak ilgili kurumlar gereken çalışmaları yapmalılar.
Din adamları İslam dininin böyle bir zulmü reddettiğini topluma anlatmalı…
Kültürümüzde böyle marazi hastalıklar zaman zaman nüks ediyorsa eğitim sistemimiz, psikologlar ve sosyologlar bunun yanlışlığı konusunda toplumu aydınlatmalı…
Altı yaşındaki bir kız çocuğunun evlendirildiği iddiası en son siyasetin ve siyasetçinin gündemi olmalı. O da konunun aydınlatılması için “adalet”, sorunun çözümü için de ilgili kurumlara ‘görevlerinizi yapın’ çağrısı olabilir…
Ancak konunun bir tarafında İslam dini ve Müslümanlar varsa bir kısım siyasetçinin içindeki “İslam düşmanlığı” canavarı hemen harekete geçiyor. Konu getirilip, İslam’a ve Müslümanlara saldırı kampanyasına dönüştürülüyor.
Müslüman halkın millet meclisinden kendilerine oy vermeyen İslami vakıf, cemaat ve tarikatların tamamını “tecavüzcü” olmakla itham eden CHP’li milletvekili partisinin kendisini adadığı “İslam düşmanlığını” bir kez daha ilan ediyordu aslında!
CHP’nin her fırsatta cemaat ve tarikatlar üzerinden İslam’a kustuğu “kin” ve “nefret” söylemleri kabul edilemez…
Partilerindeki taciz ve tecavüzlerin ayyuka çıktığı ahlaksızların, Müslümanlara ahlak dersi vermeye kalkması tam bir kepazeliktir!
İSLAM DÜŞMANI PARTİ VE POLİTİKACILAR YİNE SAHNEDE
Her fırsatta İslam’a “Orta Çağ karanlığı” diye saldıran CHP’nin başındaki zat bu olayı da şahıslardan ayırıp yine İslam’ı ve Müslümanları hedef aldı.
“Bunu yapan, buna göz yuman, bunun sistemini kuran şerefsiz ve haysiyetsizdir” hezeyanıyla konuya bodoslama dalan Kılıçdaroğlu’nun kimi hedef aldığını, ortağı Akşener’in sözleri açığa kavuşturdu; “Dini bir cemaatin kisvesi altında, 6 yaşındaki küçücük bir çocuğumuza yaşatılanlar…”
Bu zihniyet, İslam’a saldırmak, Müslümanlara karşı içlerindeki “kin” ve “nefreti” kusmak için sürekli pusuda bekliyorlar.
Bu “kin” ve “nefret” diliyle Müslümanlara saldırmak siyaset değil, İslam düşmanlığıdır. Bunu yapanlar da siyasetçi değil, İslam düşmanıdır!
Sinsi sinsi yürütülen bu propaganda ile maalesef halkımız arasında da İslam düşmanlığı kanser hücresi gibi yayılıyor…
İslam “Orta Çağ zihniyeti” olarak aşağılanıyor, Müslümanlar “şeytanlaştırılarak” günlük hayattan izole edilmek isteniyor.
Bu İslam düşmanlığı kampanyalarına karşı “vicdan” sahibi siyasetçi, aydın, medya mensubu ve din adamlarının “ortak akılla” harekete geçmesi gerekiyor.
Türkiye’de halka bulaştırılmaya çalışılan “İslam düşmanlığı virüsünün” üreme merkezi maalesef bazı siyasi partiler ve medya organlarıdır. Yürütülecek karşı mücadelede bu iki merkez ana hedef olmalı. Çünkü bataklığın merkezi buralar.
Yoksa %99’unun Müslüman olduğu söylenen Türkiye’de yönetime talip siyasetçilerin ve partilerin İslam’a ve Müslümanlara “düşman” olması sizi rahatsız etmiyor mu?
Sizi bilmem ama benim için siyasette de medyada da mücadele edilecek çok sayıda Ebu Cehil var!