Değerli dostlar, değerli okuyucular;

Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca bir sonraki seçimi kimin kazanacağı meselesi değildir.

Daha büyük soru şudur:

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bundan sonraki dönemde nasıl daha güçlü, daha katılımcı ve topluma daha fazla dokunan bir yönetim modeline dönüştürülebilir?

Ve AK Parti, Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde oluşturduğu büyük siyasi birikimi yeni kuşaklara nasıl aktarabilir?

Kanaatimce Türkiye’nin yeniden parlamenter sisteme dönmesinden ziyade, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin eksiklerinin giderildiği yeni bir modele ihtiyacı vardır.

Ben buna “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi 2.0” diyorum.

Bugünkü sistemin temel özelliği yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanında toplanmasıdır. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve Cumhurbaşkanına karşı sorumludur.

Bu yapı karar alma hızını artırırken beraberinde başka bir problemi ortaya çıkarmıştır:

Siyasetin ikinci ve üçüncü katmanları kamuoyu tarafından yeterince görülememektedir.

Eskiden başbakan, başbakan yardımcıları ve güçlü bakanlar üzerinden çok sayıda siyasi aktör yetişirdi. Bugünkü sistemde ise Cumhurbaşkanı dışındaki yürütme kadrosunun siyasi görünürlüğü çok daha sınırlıdır.

İşte değişiklik burada başlamalıdır.

GÜÇLENDİRİLMİŞ CUMHURBAŞKANI YARDIMCILIKLARI

Yeni sistemde tek bir Cumhurbaşkanı yardımcılığı yerine görev alanları açık biçimde ayrılmış birkaç güçlü Cumhurbaşkanı yardımcılığı oluşturulmalıdır.

Örneğin;

Ekonomi ve Kalkınmadan Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı,

Dış Politika ve Güvenlikten Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı,

Eğitim, Gençlik, Aile ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı

gibi güçlü siyasi merkezler kurulabilir.

Cumhurbaşkanı yine yürütmenin başı olur.

Ancak Cumhurbaşkanı yardımcıları yalnızca bürokratik koordinasyon yapan isimler olmaktan çıkar; kendi alanlarında kamuoyunun karşısına çıkan, politika üreten, Meclisle ve toplumla daha güçlü ilişki kuran siyasi aktörlere dönüşür.

Bunun AK Parti açısından ayrıca önemli bir sonucu olur:

Yeni liderler yetişir.

Bir siyasi hareket yalnızca bugünün lideriyle değil, yarının kadrolarıyla da güçlüdür.

BİLAL ERDOĞAN NEREDE DURABİLİR?

Tam bu noktada yıllardır zaman zaman tartışılan Bilal Erdoğan meselesine geliyoruz.

Öncelikle hakkını teslim etmek gerekir:

Bilal Erdoğan bugün AK Parti’de seçilmiş veya atanmış aktif bir siyasi görev yürütmüyor. Kendisi de siyasi kariyer hedeflemediğini açıkça ifade etti.

Fakat şartların değişmesi ve kendisinin de istemesi halinde siyasete girmesinin önünde demokratik açıdan bir engel bulunmamalıdır.

“Cumhurbaşkanının oğludur, siyaset yapamaz” anlayışı da en az “Cumhurbaşkanının oğludur, mutlaka görev almalıdır” anlayışı kadar yanlıştır.

Demokraside belirleyici olan soyadı değil, milletin iradesidir.

Ben olsam Bilal Erdoğan’ın doğrudan Cumhurbaşkanlığı veya AK Parti Genel Başkanlığı tartışmasının içine sokulmasını doğru bulmam.

Bunun yerine önce icraatın içine girmesini savunurum.

Örneğin kurulacak güçlü bir Eğitim, Gençlik, Kültür, Spor ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcılığı böyle bir siyasi tecrübe alanı olabilir.

Neden?

Çünkü Türkiye’nin önümüzdeki on yıllardaki en büyük mücadelesi yalnızca ekonomi değildir.

Genç nüfusun geleceği, eğitim, teknoloji, kültür, aile yapısı, spor, sosyal politikalar ve gençlerin devletle kurduğu ilişki en az ekonomi kadar önemlidir.

Bilal Erdoğan böyle bir göreve gelecekse, bunun anlamı “Erdoğan’ın oğlu göreve geldi” olmamalıdır.

Tam tersine;

Önüne ölçülebilir hedefler konulmalıdır.

Genç işsizliği düşüyor mu?

Mesleki eğitim güçleniyor mu?

Türkiye’nin üniversiteleri ilerliyor mu?

Gençlerin spora erişimi artıyor mu?

Kültür ve sanat politikaları gelişiyor mu?

Ailelere verilen destek büyüyor mu?

Başarılıysa millet bunu görür.

Başarısızsa bunun siyasi hesabını verir.

Siyasetin doğrusu budur.

AK PARTİ’NİN ASIL İHTİYACI: YENİ BİR HİKÂYE

Fakat mesele Bilal Erdoğan’dan çok daha büyüktür.

AK Parti’nin yeniden büyük toplumsal heyecan üretmesinin yolu yalnızca isim değiştirmekten geçmez.

AK Parti’nin yeni bir hikâye anlatması gerekiyor.

2002’nin hikâyesi vesayetle mücadeleydi.

Sonraki yılların hikâyesi büyük altyapı yatırımları, sağlık, ulaşım, savunma sanayii ve Türkiye’nin bölgesel güç olma arayışıydı.

Şimdi ise yeni dönemin hikâyesi kurulmalıdır.

Bu hikâyenin merkezinde;

adalet, liyakat, gençlik, teknoloji, eğitim, üretim, konut ve hayat pahalılığıyla mücadele bulunmalıdır.

Vatandaş devlet kapısında kendisini güçlü hissetmelidir.

Genç bir insan “Benim kimsem yok” diye üzülmemeli; “Çalışırsam bu ülkede önüm açılır” diyebilmelidir.

AK Parti’nin yeniden yükselişinin anahtarı tam olarak buradadır.

BAKANLAR YENİDEN SİYASETİN İÇİNE GİRMELİ

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin üzerinde düşünülmesi gereken başka bir tarafı da bakanların siyasetle ilişkisidir.

Bakanlar yalnızca kendi bakanlıklarının teknik yöneticileri gibi görünmemelidir.

Vatandaşın karşısına çıkmalı, Meclisle daha yoğun ilişki kurmalı, yaptıklarını anlatmalı ve eleştirilere cevap vermelidir.

Bunun için anayasal sınırlar içerisinde Meclisin denetim kapasitesi güçlendirilebilir.

Cumhurbaşkanlığı sistemi korunurken Meclis daha etkin hale getirilebilir.

Çünkü güçlü Cumhurbaşkanı ile güçlü Meclis birbirinin alternatifi değildir.

Aksine güçlü devletin iki temel unsurudur.

ERDOĞAN’IN EN BÜYÜK MİRASI NE OLACAK?

Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayatının bundan sonraki bölümündeki en önemli meselelerden biri de kendisinden sonraki döneme güçlü bir siyasi sistem ve güçlü kadrolar bırakmak olacaktır.

Bir liderin büyüklüğü yalnızca iktidarda kaldığı süreyle ölçülmez.

Kendisinden sonra ayakta kalabilecek bir siyasi gelenek oluşturmasıyla da ölçülür.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde AK Parti’nin yalnızca birkaç isme değil, yeni bir siyasi kuşağa ihtiyacı vardır.

Bilal Erdoğan bunlardan biri olabilir.

Ama tek isim olmamalıdır.

40’lı ve 50’li yaşlarında, eğitimden ekonomiye, dış politikadan teknolojiye kadar farklı alanlarda kendisini kanıtlamış onlarca yeni siyasetçi yetişmelidir.

Sonunda millet onların arasından kimi istiyorsa onu seçmelidir.

FORMÜL: ERDOĞAN + YENİ KADRO + REVİZE EDİLMİŞ SİSTEM

Kanaatimce AK Parti’nin yeniden geniş kitlelere ulaşmasının formülü budur.

Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi tecrübesi korunurken yanında güçlü ve görünür yeni bir kuşak oluşturulmalıdır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kaldırılmak yerine geliştirilmelidir.

Cumhurbaşkanı yardımcılarının görev alanları güçlendirilmeli.

Meclisin denetim kapasitesi artırılmalı.

Bakanların topluma ve Meclise karşı siyasi görünürlüğü yükseltilmeli.

Genç kadrolara gerçek sorumluluk verilmeli.

Ve Bilal Erdoğan siyasete girmeye karar verirse ona da doğrudan zirve değil, önce icraat alanı açılmalıdır.

Çünkü Bilal Erdoğan açısından en güçlü siyasi referans soyadı değil, ortaya koyacağı başarı olacaktır.

Başarırsa önündeki yolu millet açar.

Başaramazsa yalnızca Erdoğan’ın oğlu olmak hiçbir makamın gerekçesi olmamalıdır.

Bence AK Parti’nin önündeki yeni dönem tam da bu anlayış üzerine kurulmalıdır:

Güçlü lider, güçlü Meclis, güçlü kadro ve güçlü millet.

Böyle bir reform AK Parti’yi yalnızca bir sonraki seçime değil, Erdoğan sonrası döneme de hazırlayabilir.

Mesele bir kişiye koltuk hazırlamak değildir.

Mesele Türkiye’ye yeni bir siyasi kuşak hazırlamaktır.

Bilal Erdoğan da liyakati, çalışması ve milletin teveccühü ölçüsünde o kuşağın önemli isimlerinden biri olabilir.

Son sözü ise her zaman olduğu gibi millet söylemelidir.

Allah vatana millete devlete zeval vermesin.

Vesselam.