Değerli dostlar, değerli okuyucular;

Türkiye’de bazı isimler vardır ki yaptıkları işlerden önce soyadları konuşulur.

Bilal Erdoğan da bunlardan biri.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu olması elbette kamuoyunun kendisine yönelik ilgisini artırıyor. Ancak bir insanı yalnızca kimin oğlu olduğuyla mı değerlendireceğiz, yoksa yıllar içerisinde ne yaptığına, hangi alanlarda emek verdiğine ve ortaya koyduğu eserlere de mi bakacağız?

Ben ikinci yolu tercih ediyorum.

Bilal Erdoğan’ın yıllardır yürüttüğü faaliyetlere baktığımızda karşımıza klasik parti siyasetinden çok; eğitim, gençlik, sivil toplum, kültür, bilim tarihi ve geleneksel sporlar çıkıyor.

Dünya Etnospor Birliği Başkanlığı, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanlığı ve İbn Haldun Üniversitesi başta olmak üzere farklı kurumlarda üstlendiği sorumluluklar bunun göstergesi.

Özellikle Etnospor çalışmalarını önemsiyorum.

Çünkü mesele yalnızca ok atmak, ata binmek veya geleneksel spor müsabakaları düzenlemek değildir.

Mesele bir milletin hafızasını gelecek nesillere aktarmaktır.

Bugün çocuklarımız dünyanın öbür ucundaki popüler kültürü biliyor fakat kendi dedelerinin sporlarını, oyunlarını ve geleneklerini bilmiyorsa burada ciddi bir kültürel kopuş vardır.

Geleneksel Türk okçuluğunun yeniden geniş kitlelerle buluşması, çocukların ve gençlerin kendi tarihleriyle, kültürleriyle ve medeniyetleriyle bağ kurması küçümsenecek bir çalışma değildir.

Çünkü kültür yalnızca kitaplardan öğrenilmez; yaşatılarak nesilden nesile aktarılır.

Bilal Erdoğan’ın çalışmalarının bir başka önemli ayağı ise eğitimdir.

İlim Yayma Vakfı ve İbn Haldun Üniversitesi çevresindeki faaliyetlerine baktığımızda özellikle gençlerin yetiştirilmesine yönelik uzun vadeli bir yaklaşım görüyoruz.

Türkiye yalnızca yol, köprü, fabrika veya savunma sanayii ürünü üretmek zorunda değildir.

Türkiye aynı zamanda insan yetiştirmek zorundadır.

Mühendisini, doktorunu, hukukçusunu, akademisyenini, düşünürünü ve geleceğin devlet adamlarını yetiştiremeyen bir ülkenin yalnızca ekonomik kalkınmayla büyük devlet olması mümkün değildir.

Prof. Dr. Fuat Sezgin’in bilim mirasının yaşatılması yönündeki çalışmaları da bu nedenle kıymetlidir.

Bizim tarihimiz yalnızca savaşlardan ibaret değildir.

Bizim tarihimizde İbn Sina vardır, Farabi vardır, Biruni vardır, Ali Kuşçu vardır.

Gençlerimize bu medeniyetin yalnızca savaş meydanlarında değil; bilimde, düşüncede ve kültürde de büyük insanlar yetiştirdiğini anlatmak zorundayız.

Fakat Bilal Erdoğan’ın faaliyetlerinde benim özellikle dikkatimi çeken başka bir nokta daha var:

Kurumsallaşma.

Siyasette kürsüye çıkıp konuşmak kolaydır.

Asıl mesele arkanızda kurum ve yetişmiş insan bırakabilmektir.

Eğitim kurumlarının içerisinde olmak, gençlerle çalışmak, uluslararası organizasyonlar düzenlemek, farklı ülkeler arasında kültürel ilişkiler geliştirmek uzun soluklu işlerdir.

Bilal Erdoğan yıllardır tam olarak bu alanlarda tecrübe biriktiriyor.

Elbette eleştirilebilir.

Görev aldığı kurumlar tartışılabilir, faaliyetleri sorgulanabilir.

Demokratik bir ülkede bunların konuşulmasından daha doğal bir şey yoktur.

Ancak eleştirmek başka, yapılan bütün işleri kişinin soyadı nedeniyle yok saymak başka şeydir.

Ben tam burada başka bir soru sormak istiyorum:

Bilal Erdoğan’ın gelecekte Türkiye siyasetinde daha büyük bir sorumluluk üstlenmesi neden tartışılmasın?

Hatta daha açık söyleyeyim:

Bence tartışılmalıdır.

Çünkü liderlik yalnızca meydanlarda yüksek sesle konuşmak değildir.

Liderlik insan tanımaktır.

Gençleri anlamaktır.

Kurum yönetmektir.

Dünyayı tanımaktır.

Uluslararası ilişkiler geliştirmektir.

Kendi medeniyetini bilirken dünyaya kapalı kalmamaktır.

Bilal Erdoğan’ın yıllardır yürüttüğü faaliyetlere baktığımda bütün bunların ciddi bir tecrübe birikimi oluşturduğunu görüyorum.

Eğitimin içerisinde.

Gençliğin içerisinde.

Sivil toplumun içerisinde.

Kültürün içerisinde.

Uluslararası organizasyonların içerisinde.

Üstelik Recep Tayyip Erdoğan gibi Türkiye siyasetinin son çeyrek asrına damgasını vurmuş bir siyasi lideri çok yakından gözlemleme imkânına sahip.

Böyle bir siyasi tecrübeyi yıllarca yakından gözlemlemenin başlı başına önemli bir birikim olduğunu da kabul etmek gerekir.

Elbette Türkiye Cumhuriyeti’nde makamlar babadan oğula geçmez.

Geçmemelidir de.

Millet kimi isterse onu seçer.

Sandık bunun için vardır.

Fakat demokratik siyasette bir insanın babasının kim olduğu siyasete girmesine engel olmadığı gibi, Cumhurbaşkanı’nın oğlu olmak da Bilal Erdoğan’ın gelecekte siyaset yapmasına engel değildir.

Bu nedenle ben Bilal Erdoğan’ın gelecekte aktif siyasete girmesini, milletin karşısına çıkmasını ve zamanı geldiğinde liderlik iddiası ortaya koymasını son derece doğal buluyorum.

Son kararı millet verir.

Beğenirse destekler.

Beğenmezse desteklemez.

Ama daha yola çıkmadan yalnızca “Erdoğan’ın oğlu” denilerek bir insanın önüne duvar örmek doğru değildir.

Belki de bugün eğitimde, gençlikte, kültürde ve sivil toplumda biriktirdiği tecrübe yarının siyasetinde çok daha farklı bir anlam kazanacaktır.

Türkiye’nin geleceğinde kendi medeniyetini bilen, dünyayı tanıyan, gençlerle iletişim kurabilen, eğitimden gelen ve uluslararası tecrübe kazanmış liderlere ihtiyacı olacaktır.

Bilal Erdoğan’ın da bu isimlerden biri olmaması için hiçbir sebep görmüyorum.

Hatta kanaatimi daha açık ifade edeyim:

Bilal Erdoğan bugün yalnızca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu olarak değil, kendi birikimini oluşturan ve geleceğe hazırlanan bir isim olarak değerlendirilmelidir.

Bugünden yarının ne getireceğini hiç kimse bilemez.

Ama artık şu soruyu sormaktan da çekinmemek gerekir:

Bilal Erdoğan, geleceğin liderlerinden biri neden olmasın?

Siyasette karar ne soyadıyla ne de aile bağıyla verilir.

Son sözü millet söyler.

Günü geldiğinde Bilal Erdoğan da milletin karşısına çıkarsa, karar yine bu aziz milletin olacaktır.

Değerli dostlar son sözüm değişmez;

Allah vatana millete zeval vermesin.

Vesselam.