Fon kriziyle ilgili her kesim eteğindeki taşı döktü. “Söylenecek ne kaldı?” diye sorulursa aslında pek bir şey kalmadığı söylenebilir.
Söylenenlerden birini, hatta belki de en önemlisini hatırlatıp kendi konumuza geçelim:
“Millet, ülkeyi bu çıkmaza sokan her kimse onların hesap vermesini ve yaptıklarının burunlarından fitil fitil getirilmesini dört gözle bekliyor. Hem de hiç vakit kaybetmeden.”
Asıl konumuz ise tarım.
Birkaç gündür memleketim Kayseri’de elma bahçelerinde dolaşıyorum.
Bilenler bilir; bizim Yahyalı yöresinde elma yetiştiriciliği yaygındır.
Elmaların, armutların ve cevizlerin önemli bir kısmı hâlâ dalında duruyor. Ne toplayan var ne de dönüp bakan.
Yanlış ilaçlama ya da hastalık nedeniyle yeterince sağlıklı olmayan meyvelerin meyve suyu fabrikalarına gönderilmesi anlaşılabilir; bunda bir sorun yok. Ancak hiçbir sorunu olmayan meyvelerin dalında kalması, toplanmaması insanın içini acıtıyor.
Marketlerde kilosu 70-80 liraya satılan elmanın dalında kalması ve bu duruma bir çözüm bulunamaması kimseyi rahatsız etmiyor mu?
Hani meyve markette, pazarda ucuz olsa dalında kalmasını belki bir ölçüde anlayabiliriz. Ama bugün yaşadığımız, resmen varlıkla imtihan edilmek.
Hal Yasası dediler, çıkmadı. Doymak bilmeyen aracılar, asıl yükü çeken çiftçinin eline üç beş kuruş verip vurgunu vurdu; vurmaya da devam ediyor.
Tarım Kredi Kooperatifi marketler açtı; “Devlet marketçilik yapıyor” diyenler oldu.
Oysa özellikle üretimi artırmak ve üreticiyi korumak için devlet, gerektiğinde marketçilik de yapmalı.
Çiftçinin gönlünü almaz, dalında kalan meyveleri vatandaşa uygun fiyatlarla ulaştırmazsanız yarın ne meyve yetiştiren çiftçi bulabilirsiniz ne de hayat pahalılığına çözüm üretebilirsiniz.
Zamanında nüfus artışının yavaşlamasına karşı gerekli önlemler alınmadı. Şimdi ise çocuk sayısını artırmak için atılmadık adım bırakılmıyor.
Aynı ihmali meyve üretiminde de yaşamak üzereyiz.
Acilen, çiftçinin elindeki meyveyi satın alıp marketlere ve pazarlara aracısız ulaştıracak bir yöntem geliştirilmelidir.
Köye dönüş için geliştirilen projelerin arasına böyle bir projenin de eklenmesi, bakanlığın atacağı yerinde adımlardan biri olacaktır.
Yol kenarlarında dalında kalmış meyveleri izleyerek yolculuk yapmak hiç de iç açıcı değil.
Tarım ve Orman Bakanlığı, üst düzey bürokratlardan oluşan bir heyeti köylere gönderse de çiftçinin içinde bulunduğu bu kötü durumu yerinde inceletse keşke.
“Bakanlık zaten bu durumu biliyor” deniyorsa, işte o daha da kötü!
Bilenin önlem alması gerekir.
Üstelik bunun için yapılacaklar, sanıldığı kadar zor olmasa gerek.