Türkiye’nin yakın tarihini anlatmak kolay değil. Hele söz konusu Abdullah Çatlı ise.. Çünkü bazı isimler vardır, hayatları sona erse bile haklarındaki tartışmalar bitmez. Kimi onları kahraman olarak hatırlar, kimi karanlık ilişkilerin aktörü olarak görür. Ama herkesin üzerinde birleştiği bir gerçek var: Abdullah Çatlı, Türkiye’nin en çalkantılı dönemlerinden birinin hafızasında önemli bir yer tutuyor.
İlk filmin ardından şimdi Çatlı 2 beyaz perdede. Bu kez hikâye, 12 Eylül darbesinin ardından Avrupa’ya uzanan siyasi mücadelelerin, istihbarat ilişkilerinin ve cezaevi yıllarının çevresinde şekilleniyor.
Böylesine tartışmalı bir hayatın sinemaya taşınması başlı başına cesaret isteyen bir iş. Çünkü burada mesele yalnızca bir insanın başından geçenleri anlatmak değil. Aynı zamanda bir ülkenin geçmişiyle kurduğu ilişkiyi de sorgulamak.
1980’li yıllar Türkiye açısından olağanüstü bir dönemdi. Askerî darbenin toplumsal hayatta açtığı yaralar, Avrupa’daki siyasi kamplaşmalar, ASALA’nın Türk diplomatlarına yönelik suikastları ve devletin güvenlik politikaları.. Bütün bunlar birbirinden bağımsız okunamayacak kadar iç içe geçmiş hadiselerdi.
Abdullah Çatlı’nın hayatı da işte bu karmaşık dönemin içinde şekillendi.
Ancak sinemanın burada dikkat etmesi gereken çok önemli bir çizgi var. Tarihî bir kişiliği anlatmak başka, onu kusursuz bir kahramana dönüştürmek başka. Aynı şekilde bir insanı yalnızca suçlamaların ve tartışmaların içine hapsetmek de tarih anlatıcılığı değil.
İyi sinema, seyirciye ne düşüneceğini söylemez. Olayları, insanları ve çelişkileri gösterir. Hükmü seyirciye bırakır.
Bizim sinemamızın yakın tarihle ilişkisi ne yazık ki çoğu zaman ideolojik kamplaşmaların gölgesinde kaldı. Bir dönem bazı isimler yalnızca kötü adam olarak resmedildi. Başka dönemlerde aynı isimler neredeyse dokunulmaz kahramanlara dönüştürüldü.
Oysa tarih ne bütünüyle siyah ne de bütünüyle beyazdır.
Çatlı 2 vesilesiyle üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele de bu. Geçmişimizi sinemaya taşırken yalnızca sevdiğimiz gerçekleri mi anlatacağız, yoksa bizi rahatsız eden sorulara da yer açabilecek miyiz?
Çünkü bir ülkenin olgunluğu, geçmişindeki tartışmalı isimleri yok saymasında değil, onları bütün yönleriyle konuşabilmesinde saklıdır.
Ve unutmayalım..
Sinema tarihi yeniden yazmak için değil, tarihin üzerindeki perdeyi aralamak için de vardır.