Avrupa'da son zamanlarda hükümetlere karşı gerçekleştirilen protestolara dikkatle bakıyorum.
Bir ülkede hayat pahalılığı, diğerinde emeklilik reformu, bir başkasında işsizlik, vergiler, göçmen politikaları veya sosyal hakların kısıtlanması gerekçe gösteriliyor.
Görünen sebepler farklı. Talepler farklı. Hedef alınan hükümetler farklı.
Ancak ben bütün bu protestoların arka planında yeterince üzerinde durulmayan başka bir etkenin de bulunabileceğini düşünüyorum.
Gazze'de yaşanan katliamlar karşısında Avrupa halklarının vicdanında biriken öfke!
Şimdi bir soru soralım:
Avrupa halkları gerçekten yalnızca hayat pahalılığına, işsizliğe ve hükümetlerinin ekonomik politikalarına mı isyan ediyor?
Yoksa Gazze'de yaşanan zulüm karşısında hükümetlerinin tutumunu kabul edemeyen insanların biriktirdiği ahlaki öfke de başka gerekçelerle sokaklara mı taşıyor?
Bence bu ihtimal ciddi biçimde araştırılmalıdır.
Çünkü toplumların öfkesi her zaman görünen sebeplerden kaynaklanmaz.
Bazen yıllarca biriken hoşnutsuzluk, küçük bir olayla açığa çıkar. Bazen ekonomik bir talep, çok daha derin bir siyasi ve ahlaki hesaplaşmanın aracına dönüşür.
İnsanlar yalnızca maddi çıkarları zarar gördüğünde değil, inandıkları değerlerin çiğnendiğini düşündüklerinde de siyasi iktidarlara karşı tepki geliştirirler.
Peki, Gazze meselesi Avrupa toplumlarında nasıl bir etki oluşturmuş olabilir?
Batı dünyası onlarca yıldır insan haklarından, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden ve insan hayatının kutsallığından söz ediyor.
Ancak Gazze'de yaşanan büyük insani felaket karşısında birçok Batılı hükümetin İsrail'e verdiği siyasi ve askerî destek, bu ilkelerin samimiyetini ve tutarlılığını ciddi biçimde tartışmaya açtı.
Üniversitelerde öğrenciler, meydanlarda göstericiler, sokaklarda yüz binlerce insan Filistin halkının yaşadığı acılara tepki gösterdi.
Bu gösteriler yalnızca Filistinlilerle dayanışma anlamına gelmiyordu.
Aynı zamanda kendi hükümetlerine yöneltilmiş bir ahlaki itirazdı.
“Siz insan haklarını savunduğunuzu söylüyorsunuz ama Gazze'de yaşananlar karşısında neden aynı ilkeleri uygulamıyorsunuz?”
İşte bu soru, Batılı siyasi iktidarların karşı karşıya kaldığı önemli bir meşruiyet tartışmasına dönüştü.
Çünkü siyasi iktidarların meşruiyeti yalnızca seçim kazanmalarından kaynaklanmaz. Toplumun adalet duygusunu ve ahlaki beklentilerini ne ölçüde temsil ettikleri de önemlidir.
Bir vatandaş hükümetinin ekonomik politikalarından memnun olmayabilir. Buna rağmen siyasi kurumlara güvenmeye devam edebilir.
Ancak aynı vatandaş, hükümetinin savunduğunu söylediği evrensel değerleri çiğnediğini düşünmeye başladığında mesele değişir.
Ekonomik hoşnutsuzluğa ahlaki güvensizlik de eklenir.
Benim üzerinde durduğum asıl mesele budur.
Elbette Gazze'de yaşananların Avrupa'daki bütün hükümet karşıtı protestoların nedeni olduğunu söylemiyorum.
Ancak Gazze nedeniyle hükümetine güvenini kaybeden bir insanın, başka bir ekonomik veya sosyal gerekçeyle başlayan protestoya da katılabileceğini düşünüyorum.
Bir başka ifadeyle, protestonun görünen gerekçesi hayat pahalılığı olabilir. Fakat protestocunun vicdanında biriken öfkenin nedenlerinden biri de Gazze olabilir.
Asıl çelişki ise devletlerin çıkarları ile halkların vicdanı arasında yaşanıyor.
Batı'nın İsrail'e verdiği destek yalnızca Holokost'un yarattığı tarihsel sorumlulukla açıklanamaz.
Jeopolitik hesaplar, askerî ortaklıklar, savunma sanayisinin ekonomik çıkarları, siyasi lobiler, dinî ve ideolojik yaklaşımlar, istihbarat ilişkileri ve devlet kurumlarının yerleşik politikaları bu desteğin devamında rol oynuyor.
Devletler bütün bu gerekçelerle İsrail'e destek vermeyi sürdürebiliyor.
Ancak halkların bir bölümü meseleye devletlerin stratejik çıkarları açısından değil, öldürülen çocuklar, yıkılan şehirler ve yaşanan insani felaket açısından bakıyor.
Devletler çıkar hesabı yaparken, halkların vicdanı adalet arıyor.
İşte bu iki yaklaşım arasındaki mesafe büyüdükçe siyasi iktidarlara duyulan güven de sarsılabiliyor.
Dolayısıyla Avrupa'da hükümetlere karşı yükselen toplumsal hareketleri yalnızca ekonomik göstergelerle açıklamak eksik kalabilir.
Gazze'de yaşananların toplumların siyasi güvenine ve protesto davranışlarına etkisi de araştırılmalıdır.
Benim tezim şudur:
Avrupa'da hükümetlere karşı yükselen protestoların görünen nedenleri farklı olsa da Gazze'de yaşananlar karşısında biriken vicdani öfke, bazı protestoların görünmeyen nedenlerinden biri olabilir.
Bunun hangi ülkede ve ne ölçüde etkili olduğunu bilimsel araştırmalar gösterecektir.
Ancak unutulmamalıdır ki insanlar yalnızca ceplerindeki paranın azalmasına değil, inandıkları değerlerin ayaklar altına alınmasına da isyan ederler.
Ve bazen ekonomik gerekçelerle başlayan bir toplumsal hareket, çok daha derin bir ahlaki hesaplaşmaya dönüşebilir.
Acaba Avrupa'da bugün yaşananların bir kısmı da devletlerin çıkarları ile halkların vicdanı arasında başlayan böyle bir hesaplaşmanın işaretleri midir?