Şerif Mardin’in "deri ve giysi" metaforundan Dahrendorf’un "ev" mimarisine; modern toplumun medeniyet krizini ve gettolaşan zihniyet kodlarını sosyolojinin devleriyle deşifre ediyoruz.

---

Modern toplumların kılcal damarlarına sızan zihniyet ve medeniyet krizlerini anlamak için her gün önünden geçtiğimiz plazalara, metrolara ve sokaklara daha yakından bakmamız gerekiyor. Bugün sosyolojinin dev isimleri; yaşadığımız bu karmaşık medeniyet manzarasını ve zihniyet dünyamızı anlamlandırmak için bizlere güçlü fenerler tutuyor.

Geleneksel medeniyet algısı, toplumu keskin çizgilerle ikiye bölen eski bir formüle dayanıyordu. Ancak Theodor Geiger, zihniyet kavramını toplumsal katmanlaşmanın merkezine yerleştirerek bu ezberi bozdu. Geiger’a göre insanları sadece gelirleri bir araya getirmez; asıl belirleyici olan benzer yaşam tarzları, değerler dünyası ve zihniyet ortaklığıdır. Bugün sosyal medyadaki kültürel kümelenmeler de aslında Geiger’ın işaret ettiği zihniyet katmanlarının modern birer yansımasıdır.

Peki, bu zihniyet kalıplarını nasıl bu kadar kolay benimsiyoruz?

İşte burada Pierre Bourdieu ve onun "habitus" kavramı devreye girer. Bourdieu, zihniyetin bedenselleşmiş bir pratik olduğunu savunur. İçine doğduğumuz kültürel sermaye; konuşma şeklimizden beğendiğimiz sanata kadar her şeyi görünmez bir zırh gibi kuşanmamızı sağlar. Medeniyet, habitus aracılığıyla her gün yeniden ürettiğimiz canlı bir zihniyet pratiğidir.

Tam da bu noktada, Türk sosyolojisinin duayeni Şerif Mardin’in o sarsıcı tespitiyle yüzleşiyoruz: Zihniyet bir toplumun derisidir, ideoloji ise sadece üzerine geçirdiği giysi. Siyasi akımlar mevsimlik elbiseler gibi hızla değişebilir. Ancak o giysinin altındaki deri, yani zihniyet, kolay kolay renk değiştirmez.

Ralf Dahrendorf’un meşhur "6 ay, 6 yıl ve 60 yıl" tezi bu gerçeği zamanın terazisinde somutlaştırır. Dahrendorf’a göre bir ülkede yeni hukuki yapıları kurmak (giysiyi dikmek) 6 ay sürer. Ekonomik sistemi dönüştürmek 6 yıl alır. Fakat o köklü dönüşümü taşıyacak toplumsal zihniyet derisini inşa etmek tam 60 yıl, yani kuşaklar boyu süren bir emek ister. Kanunlar bir gecede değişse de, toplumsal habitus kendi yavaş akan zamanında yaşar.

Peki, bu 60 yıllık zihniyet derisi nerede şekillenir?

Makro-tarihin dev ismi Pitirim Sorokin, "kültürel süper sistemler" yaklaşımıyla resmi tamamlar. Sorokin’e göre medeniyetler, asırları bulan devasa dip akıntılarıyla hareket eder. Bugün toplumlar, tamamen maddeye ve tüketime dayalı "duyumcu (sensate)" bir süper sistemin atmosferinde soluyor.

Sorokin'in gökyüzünden çizdiği bu medeniyet iklimini, Dahrendorf ünlü "Ev Modeli" (Dahrendorf House) ile yeryüzüne indirir. Dahrendorf toplumu bir eve benzetir: Bu evin tavan arası (seçkinler) ve bodrum katı vardır; odalar arasında duvarlar ve asansörler bulunur. Sorokin’in duyumcu rüzgarları evin pencerelerinden içeri üflerken, odalardakilerin zihniyeti işgal ettikleri konuma göre kırılır.

Tavan arasındakiler statükoyu korumak için muhafazakar bir zihniyet derisine bürünürken, bodrum katındakiler çatışan bir zihniyet geliştirir. Sorokin bize medeniyetin "hangi çağda" yaşadığını söylerken, Dahrendorf’un ev modeli o çağın içindeki insanların "hangi konumdan" dünyaya baktığını açıklar.

Sonuç olarak bugün karşı karşıya olduğumuz medeniyet krizinin özü, bu kuramsal mimarinin çatlaklarında gizli. Şimdilerde ise duyumcu ve imajlar çağınnın zirvesindeyiz ve bu durum da Geiger’ın bahsettiği, birbiriyle konuşamayan o derin zihniyet gettolarını besliyor.

Dahrendorf’un evinde ise odalar arası asansörler bozuk; çünkü 6 aylık hukuki elbiseler, evin temeline sinmiş 60 yıllık otoriter zihniyet derisini esnetmeye yetmiyor.

Medeniyeti gerçekten yaşanabilir kılmak, üzerimizdeki ideolojik giysileri parlatmaktan değil, o altmış yıllık -bizde birkaç 60 yıl demek daha doğru belki- dip akıntıyı, yani zihniyet derimizi dönüştürmekle başlıyor aslında.